Amerika Birleşik Devletleri, Dışişleri Bakanlığı’nın geleneksel olarak yayınladığı İnsan Hakları Raporu açıklandı.

Raporda Türkiye’ye tam 74 sayfa ayrılmış.

Rapor çok detaylı yazılmış, olaylar tarih ve rakamlar verilerek anlatılmış.

Raporun en belirgin özelliği, Türkiye’de ifade özgürlüğünün kısıtlandığının ve medyaya yapılan baskıların ilan edilmesi. Medyanın susturulduğu ve gazetecilerin, sırf gazetecilik yaptıkları için, soruşturmalara ve hapis cezalarına çarptırılarak cezaevlerine konulduğu öne çıkarılmış.

Ayrıca, suça karışmış olan devlet yetkililerinin dokunulmazlıklarının neden olduğu adaletsizlikler ifade edilmiş.

Ek olarak, hükumetin, PKK ile mücadele ederken, halkın can güvenliğini sağlayamadığı ve sivil kayıpların sayısının yüksekliğine vurgu yapılmış. PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda, sivil halkın evlerinden edilmesi ve göç etmelerine de özel yer ayrılmış. PKK’nın yanı sıra güvenlik güçlerinin ve günlerce süren sokağa çıkma yasaklarının, bölgede yaşayan insanların sağlık, eğitim ve temel insani ihtiyaçlarını karşılamasına engel olduğu ve neden olduğu diğer sorunlar anlatılmış.

Raporda dikkat çeken hususlardan bir diğeri de, AKP hükumetinin devlet imkanları ile ve kurduğu mahkemeler yoluyla  Hizmet Hareketi’ne uyguladığı baskı ve hukusuzlukların dile getirilmiş olması. Çok detaylı olarak, Hizmet Hareketi’ne ait, gazete, televizyon ve medya organlarının susturulması anlatılmış.

Raporda konu edilen detaylar yukarıdakilerle sınırlı değil.

İpek Medya Grubu’na yapılan baskın, televizyon kanallarının TÜRKSAT Uydusu ve Tivibu’dan çıkarılması, kayyımlar yoluyla el konulması ve kapatılması da detaylı olarak yazılmış.

Sulh Ceza Mahkemeleri’nin açtığı davalar ve yapılan hukuksuzluklar tüm detaylarıyla anlatılmış. Sulh Ceza Mahkemeleri’nce açılan davalarda, insanların uzun süre tutuklu yargılanmaları, iddianamelerin yazılmaması ve tutuklu yargılamanın bir ceza haline getirildiği de yazılmış raporda.

Samanyolu Yayın Grubu başkanı Hidayet Karaca’nın tutuklanması ve cezaevine gönderilmesi sürecine yer verilmiş. Karaca ve bazı tutuklu polislerin tahliye kararının çıkmasına rağmen, kararın uygulatılmadığı eleştirilmiş.

Yine raporda, Türkiye’deki yargı sisteminin çarpıklığı da yerini almış. Örneğin, HSYK’nın bazı davalara bakan hakim ve savcılar üzerinde nasıl bir baskı aracı ve dizayn aracı haline getirildiğine yer verilmiş. Geçen sene kabul edilen İç Güvenlik Yasasının beraberinde getirdiği hukuksuzluklar ve insan haklarına aykırı uygulamalar da dile getirilmiş.

Rapor daha önce dediğimiz gibi, çok detaylı ve ayrıntılı olarak yazılmış.

Olaylar ve şahıslar, tarihler ve rakamlar verilerek ifade edilmiş.

Peki bu rapor ne anlama geliyor?

Bu rapor, kabaca şu anlama geliyor:

1- Erdoğan ve AKP hükumetinin yaptığı hukuksuzlukların, ABD tarafından yakından takip edildiği ve kaydedildiği anlaşılıyor.

2- Erdoğan’ın, son Amerika gezisinde iddia ettiği basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün var olduğuna dair sözlerinin, ABD tarafından hiç de inandırıcı bulunmadığı, Türkiye’de basın üzerinde çok şiddetli baskının olduğu ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığının ABD tarafından kabul edildiği görülüyor.

3-Doğuda yaşanan olayların ve insanlara yapılan zulmün, hiç bir şekilde terörle mücadele olarak algılanmadığı ve sivillerin yaşadıkları problemlerin, ABD ve dünya tarafından yakından takip edilip, kaydedildiği anlaşılıyor.

4- Erdoğan’ın bir hukuk bürosuna milyon dolarlar vererek Cemaat’e karşı Amerika’da yürüttüğü kampanyanın ABD tarafından gerçek dışı bulunduğu ve kabul görmediği ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, Fethullah Gülen’in sınır dışı edilmesinin söz konusu bile olamayacağının ilanıdır bu rapor.

Raporda yazılanlar, Erdoğan’ın ve de hukuk bürosunun iddialarının yalan olduğunun resmi olmuştur.

Kısacası, Erdoğan’ın, Türkiye halkının vergilerinden hukuk bürosuna verdiği milyon dolarların boşuna gittiği ve açılan davaların akıbeti de aşağı yukarı belli olmuştur.

Bu rapor ile ABD, Türkiye’nin üçüncü sınıf diktatörlüklerle yönetilen Orta Doğu ülkelerinden pek de farkının kalmadığını belgelemiştir.

Rapor, Türkiye’nin, basın özgürlüğünün olmadığı, ifade özgürlüğünün kalmadığı, gazetecilerin cezaevlerine atıldığı, muhalif yayın yapan radyo, televizyon ve gazetelerin, hükumet eliyle susturulduğu/kapatıldığı bir ülke olduğunun belgesi olmuştur.

Türkiye’nin, hukukun bir silah olarak kullanıldığı ve keyfi uygulamaların yapıldığı bir ülke olduğunun tarihe kaydedilmesidir bu rapor.

Rapor Türkiye’nin, halkın can güvenliğini hiçe sayan, terörle mücadele bahanesi ile halkına zulmeden ve en temel insani hakların halkın elinden alındığı bir ülke haline getirildiğinin dokümanıdır.

Obama’nın, Erdoğan’ın Amerika gezisinde söylediği sözler ve bu rapor ile, Amerika’nın Erdoğan yönetiminden ne derece rahatsız olduğunun bir kere daha ilan edildiğini görüyoruz. Bunun böyle olduğu, rapor açıklandıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD’nin Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Bakan Yardımcısı Tom Malinowski’nin “Raporda Türkiye’ye ayrılan sayfa sayısının artması, ciddi sorunlar olduğunun göstergesidir” ifadesinden de anlaşılmaktadır.

Tüm bu yönleriyle rapor, Türkiye’nin adeta röntgenini çekmiş ve hastanın çok ciddi rahatsızlıklarının olduğunu teşhis etmiştir.