Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Her gün akan kan ve göz yaşları, her gün gelen şehit haberleri, her gün bir kaç yerde masumlara yapılan operasyonlar ve zulümler hepimizin sinirlerini geriyor ve strese sokuyor.

İnsanoğlu sadece bedebi ve cismani bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda, ruhsal ve ruhunda bulunan duygularınında idare ve sevk ettiği bir varlıktır. Bu nedenle yaşadığımız olaylar, sadece bedenimizde bir yıpranmaya sebep olmuyor, aynı zamanda ruhlarımızda da bir yıpranmaya sebep oluyor.

Bu yıpranmanın ve yaşananaların ardarda gelmesi, hepimizde farklı farklı tezahür ediyor.

Kimi zaman aşırı stresli ve sinirli olurken, kimi zaman da aşırı rahat ve duygusal yapabiliyor bizleri.

İşte bu yaşadığımız sürecin etkisiyle, hepimizde görülen ve bazen aşırı tepkiler vermemize sebep olan bu süreçle, hepimiz bazen hatalar yapabiliyoruz ve kalp kırabiliyoruz.

Bu günlerde sosyal medyada tartısılan bir konu üzerinden bazı hususlar hakkında görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu görüşlerim kendi şahsi görüşlerim olup, her türlü eleştiriye ve kritiğe açıktır.

1- Affetme Konusu

Affetme konusunda yaklaşık bir yıl önce, “ilk imtihanımız affetmek olacak”  başlıklı bir yazı kaleme almış ve affetmenin ilerde bizi zorlayacak bir imtihan unsuru olacağını yazmıştım.

Ve bu konuyu gören Hocaefendinin, bu konuda cemaatini hazırlama adına bir kaç defa sohbetlerinde bu konuya özellikle değindiğine de şahit oluyoruz..

Evet, Hz. Yusuf kendisini kuyulara atan kardeşlerini affetmişti.

Evet, Hz. Peygamber Taif’te kendisini taşlayan taiflileri helak etmeye gelen meleğe bunun yapılmamasını istemiş ve affetmişti.

Evet, Üstad, kendisine yıllarca eziyet eden ve zulmeden insanlara hakkını helal etmiş ve affetmişti.

Evet, bu süreçte insanlara zulmedildi, öldürüldü, yetim bırakıldı, işkeceler yapıldı, işlerinden edildi, mallarına eşkiya gibi el konuldu, yurtlarından edildi.

Ve bunları yapanları  affetme konusu, ilerde ilk imtihanımız olacaktır.

Fakat görüyorum ki, biz bu affetme konusunu yanlış anlıyor ve yorumluyoruz.

Bu konuyu bir kaç başlık altında açıklamak istiyorum.

a- Şahısların hakları ile toplumun hakları birbirinden ayrılması lazım.

Yani sizler şahsi olarak, size bu süreçte hakaret etmiş, iftira atmış, zulmetmiş insanları affedebilirsiniz, bu sizin kararınızdır ve hakkınızdır.

Amma, ülkenin parasını çalmış, ülkeye ihanet etmiş, hukuksuzca işler yaparak insanlara zulmetmiş, zimmenite para geçirmiş, insanların ölümüne sebebiyet vermiş, insanları öldürmüş kişileri affetmek kimsenin hakkıda değildir, haddide değildir.

Zira bu yapılanlarda şahışlar değil, bir toplum etkilenmiştir. Ve amme hakkı vardır.

Bu nedenle şahısların kendi haklarını helal edip affetmeleri başka şeydir, bunca hukuksuzca işleri yapanların yargılanıp hak ettikleri cezaları çekmeleri başka bişeydir. Bu meseleye şahıslar karar veremez ve affedemez.

b- Affetmek, dün yapılanları unutmak değildir.

Evet insan kendisine onca zulmü yapanları affedebilir, ama asla unutmamalı. Affetmek yapılanı unutmak değildir. Aksine yapılanları bilerek, affettiği kişilere ve topluluklara karşı ilerde nasıl tavır alacağını belirleyerek eski hatalara düşmemektir.

Dün size onca hakareti ve iftirayı atanları affedeceğim diyerek, yaptıklarını tümden unutma ve eski hale dönmenin adı affetmek olamaz. Zira müslüman bir delikten bir defa sokulur. Dün sizi yok etme adına, fırsat bulduğunda kumpaslar kuran, saldıran, zulmeden insanların yaptıklarını hemen unutarak, o insanlara aynı payeleri vermek, aynı makamlara getirmek, hem sizin ilkesiz olduğunuzun nişanesi olur, hemde sizi seven ve sizi takip eden insanların imihanı olur.

Ayrıca, bu süreçe bedel ödeyen insanları rencide etmiş ve onlara zulmetmiş olursunuz.

Zalime merhamet, mazluma zulümdür. Akrebin defalarca sokmasını test etmeye gerek yoktur, akrebin zehirli olduğunu anlama adına.

Bu noktada anti parantez bir hususada değinmek istiyorum.

Aksiyon dergisinin Hüseyin Hatemi ile yaptığı röportaj üzerine Emre Uslu’nun cemaati sert bir dille eleştirmesi sosyal medyada çok konuşulan bir konu oldu.

Bu konuda, Emre Uslu’nun röportajın yapılmasına itirazını haklı ve yerinde buluyorum. Ben, daha düne kadar ağız dolusu hakaret ve salya atan insanlara bir paye verilerek, cemaatin toplantılarına davet edilmesini ve mikrofon uzatılmasını kabullenemiyorum. Heleki bu insanlar, hayatları boyunca döneklikle ün yapmış ve rüzgar nerden eserse o tarafa savrulmuş insanlarsa.

Bu şekilde davranmak, cemaatin tabanında ciddi itirazların yükselmesine sebep olur ve insanlar imtihan olurlar.

Emre Uslu’nun bu itirazını yaparken kullandığı dilide ağır ve haksız buluyorum. Zira, ilkeleri uğruna bunca çile ve zulme maruz kalmış bir cemaati, tümden tek bir olay üzerinden ilkesizlikle suçlamak doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım değildir.

Evet cemaatin hataları ve yanlışları olabilir, ama bu asla koskoca bir cemaati ilkesizlikle suçlamayı haklı çıkarmaz.

Bunun yanında, görüşlerini açıklayan Uslu’ya, cemaati savunuyorum diye ortalıkta dolaşan insanların linç etmeye çalışması ve hakaretler etmesinide asla tasvip etmiyorum.

Dilini ve uslübunu eleştirebilirsiniz, ama dönekliği sabit Hüseyin Hatemi yüzünden Emre Uslu’ya linç girişimlerinde bulunma, hakaret etme asla kabul edilemez. Bunu yapanlar, eleştirdikleri Erdoğan’ın, kendisine itiraz eden herkesi ve her kesimi hain ilan etmesinden farklı bir hal içerisinde değildirler.

Zira sizinde yaptığınız şey aynıdır ve bu, ne insani, nede vicdani bir harekettir.

2- Onurlu dik duruş

Hizmet Hareketi, bu ülkede İslam’ın onurunu ayakta tutmuş bir hareket olarak ilerde anılacaktır.

Zira İslam adına, çalan, katleden, zulmeden, haramilik yapan insanlara ve bu insanlara biat etmiş cemaat ve tarikatlerin karşısında tek başına dimdik durmuş ve asla bundan taviz vermemiştir.

Bu dik duruşu olmasaydı, ülke çoktan bir diktatörlük rejimine dönmüş olurdu.

Hizmet Hareketi onca baskılara, zulümlere, yalanlara, iftiralara, tehditlere rağmen dimdik durmuş ve tek başına kalsada asla değerlerinden taviz vermemiştir.

Bu durumunu mutlaka ilerde tarih kitapları altın harflerle yazacaktır.

İşte bu duruşa sahip Hizmet Hareketinin ilerde problem yaşamaması için

a- İtiraz kültürüne alışılması lazım.

Hutbe veren halife, “eğer yoldan çıkarsam”  dediğinde, kılıcının üzerine doğrulup, “sen yoldan çıkarsan biz bu eğri kılıcımızla doğrulturuz ” diyen sahabi gibi, itiraz eden insanlara karşı daha müsamahalı ve anlayışlı olmak lazım. Hareketteki insanların bu konuda hali kötü denilecek bir halde olmasada, bu kültürün daha da gelişmesi lazım.

Zira günümüz insanlarının anlayışı ve yaşam tarzları değiştiği gibi, itiraz şekilleri ve olaylara verdikleri tepkilerde değişmiştir. Bu nedenle genç neslin asi ve itiraz eden ruhlarna karşı daha geniş olma ve itirazlarına karşı duyarlı olmak önemli bir konudur.

b- Hemen affederler görüntüsünden kurtulunması lazım.

Zira bu artık suistimal edilen bir hal durumuna gelmiş bir konudur.

Yani insanların, “bunlar nasıl olsa bizi yarın affederler, şimdi musluk akarken kovamızı dolduralım, bunlarada hakaret ve iftira atalım”  durumuna kendimizi düşürmek doğru değildir kanaatimce.

Asrı saadette savaşa iştirak etmeyen sahabilerin boykot edilmesi, onlarla konuşulmaması ve bunun ilahi bir emir ile yapılması bu konuda ders alınacak bir husustur kanaatimce.

Zira bir hata yapılmışsa bunun mutlaka yaptırımının olması lazım, aksi halde diğer insanların haklarına girilmiş olur.

c- Olaylara ve hadiselere daha geniş bir perspektiften bakmak gerektiğini öğrenmek lazım.

Yani tek düze ve tarafgirlik gözlüğüyle değil, hakkaniyetli ve adil bir şekilde olayları yorumlamalı ve değerlendirmelidir.

Bu konuda, bir sahabinin, Peygambere, ” bana öyle bir şey söyleki onunla cennete gireyim”  dediğinde, Peygamberin, “doğru ol ! ”  demesi, bu konuda serlevha olacak bir derstir.

Dili, dini, rengi, milleti, düşüncesi, mezhebi, siyasi görüşü ne olursa olsun, insanlara karşı tavır ve davranışlarımızda hakkaniyetli olma ve doğru olmanın, ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bu yaşadığımız süreçle çok net anlıyor ve görüyoruz.

İlerde de bu noktada dikkatli olunmalı ve bundan taviz verilmemelidir.

Aksi halde  bu gün yaşadığımız sorunlar ve imtihanlar bir daha karşımıza daha sert bir şekilde çıkacaktır.