Ahmet Altan ile Ahmet Hakan arasındaki kapışma son sürat devam ediyor.

Gerçi buna kapışma da denmez ama, biz yine öyle diyelim.

Zira, Ahmet Altan ile Ahmet Hakan’ın isimlerinin aynı cümlede geçmesi bile, Ahmet Altan için zül, Ahmet Hakan içinse şereftir.

Çünkü birincisi  entelektüel bir fikir adamı; ikincisi ise laf cambazı bir tetikçi.

Ahmet Altan’ı sağ kesim çok geç keşfetti.

Eskilerin deyimiyle “tam bir münevver.”

İlk romanı, Dört Mevsim Sonbahar’ı 1982 yılında yazdı.

2012 yılında Taraf Gazetesi genel yayın yönetmenliğinden istifa ettikten sonra, uzun bir süre gözlerden uzak durdu.

2015 Mart’ında kaleme aldığı “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanıyla yeniden kamuoyu önüne çıktı ve gazeteciliği kadar romanlarıyla da tanınan ve sevilen bir yazar olduğunu gösterdi.

Altan, yaşamında hep doğru bildiği değerleri savunmuş, savunduğu değerlere asla ihanet etmemiş, babası rahmetli Çetin Altan’ın, “kaleme ihanet etme” tavsiyesine, sonuna kadar sadık kalmış bir aydınımızdır.

Bugünlere, biteviye bedel ödeyerek gelmiş bu korkusuz insanın başından geçenlerin bazılarına şöyle bir bakalım:

  • 17 Nisan 1995’te, Tarih gazetesinde yayınlanan “Atakürt” başlıklı köşe yazısı nedeniyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanıp 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Gazetedeki işinden kovuldu.
  • 4 Ocak 2012’de, Roboski katliamı ile ilgili kaleme aldığı “Devlet Yardakçılığı ve Ahlak” başlıklı yazısında, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a basın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle, 1 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
  • 2 Eylül 2015’te, Samanyolu Haber kanalında katıldığı bir programdaki konuşmalarından dolayı, hakkında “Cumhurbaşkanı’na, hükumete, kamu görevlilerine hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Altan, askeri vesayetin ülkenin boğazına bütün cesametiyle çoktüğü kara günlerde, Taraf Gazetesinin başında, Mehmet Baransu gibi gözü kara muhabirleri ile, bu vesayeti yerle bir etmiştir.

Bugünün penceresinden baktığımızda, askeri vesayetin bitirilmesinden nemalanan AKP ve Erdoğan’ın; Taraf Gazetesi, kelle koltukta görevlerini yapan gazeteciler, polisler ve savcılar olmasaymış asla bu savaşa cesaret bile edemeyeceklerini görüyoruz.

Erdoğan ve AKP zihniyetinin, kelimenin tam manasıyla ödlek ve tutarsız tutumlarıyla kesinlikle kazanılamayacak olan bu mücadelede, Ahmet Altan cephenin en ön saflarında çarpışan savaşçılardan biri, yakın tarihin yetiştirdiği en cesur ve demokrat gazeteci-yazarlardandır.

Erdoğan’ın ülkede kurmaya çalıştığı diktatörlük sistemine karşı da yine aynı onurlu duruşu sergileyen Ahmet Altan, muhalif kesimlerde bir anda en çok konuşulan kişilerden biri haline geldi.
Erdoğan despotluğuna karşı dik duruşu ve demokrasi talebindeki kesimlere kesimlere verdiği cesaret ile, toplumun, demokrasi isteyen hemen hemen her kesimine ümit ve moral kaynağı oldu.

Bugün Ahmet Altan ismi, despotizm ve diktatörlüğe karşı mücadelenin beraber anıldığı bir isim olarak karşımızda duruyor.

Ahmet Altan’ı tavsif etmeye bizim de kalemimiz yetmezdi ancak, gel gör ki, yağmur nereye yağarsa tarlasını o tarafta süren, her dönemin kullanışlısı Ahmet Hakan, köşe yazıları üzerinden Altan’a kafa tutmaya başladı ve bir tartışma başlatmayı da başarmış görünüyor.

Ahmet Hakan için “her dönemin kullanışlısı” derken boşua söylemiyorum:

  • 1 Kasım 2015 seçimlerinden önce Erdoğan zihniyetine karşıt görüntü veren Hakan, seçimlerden hemen sonra, yediği dayaktan mıdır, yoksa tetikçi olarak kalemini yeni bir yere kiraya verdiğinden midir bilinmez, en ateşli Erdoğan ve AKP savunucusu kesiliverdi.
  • Dün, askerin postalını yalayan ve bununla prim yapan Ahmet Hakan, bugün sivil diktanın rugan yalayıcısı olarak ekmeğini kazanmakta.
  • 45 çocuğa tecavüz edilmesiyle gündem olan Ensar Vakfı skandalı hakkında “genelleme yapılmamalı” dediği aynı programında; hem de hiçbir kanıt ve kesinleşmiş bir yargı kararı dahi olmadığı halde, Hizmet Hareketi’ndeki insanların tümünü, “kasetçi, ajan, zalim” ilan edecek kadar omurgasız bir yaşam türü örneği sergileyen kişi yine kendisidir.
  • Sırf AKP zihniyetinin korumasında olduğu için, çocuk tecavüzcülerini sahiplenen bir vakfı savunacak ve koruyacak kadar alçalmış bir tetikçidir.

Baştan söylediğim gibi, Ahmet Altan gibi bir münevverin, Ahmet Hakan gibi bir entel müsveddesini muhatap kabul etmesi bile, Hakan adına bir kazanç ve övünçtür.

Ahmet Hakan, ne entelektüel birikim, ne kişilik, ne de yazarlık olarak Ahmet Altan ile aşık atabilecek biri değildir.

Bunun böyle olduğunu, kelimelerle değil, hakaretamiz sözler ve seviyesiz üslubuyla bir kere daha teyit etmiştir.

Kendi bilgisine ve birikimine güvenemeyip, acılar yaşamış insanların mazlumiyetini, prim yapmak adına istismar edebilecek bir mizaca sahiptir.

Bugünün hal-i hazırda zulüm gören insanların acılarına kulak tıkamakla kalmayıp, tetikçilik görevini ifa etmek adına onlara olmadık iftiralar savuran Ahmet Hakan, gelecek nesillerce omurgasızlığı ve tetikçiliği ile anılacak ve kimse tarafından hayırla yad edilmeyecektir.

Ahmet Hakan ve benzerleri şunu bilmelidir ki, şahsiyet, bir yumrukla ortaya çıkan, üç-beş kuruş ile tekrar eski haline dönen bir mal değildir.

Şahsiyetli olmak, kimse zulme ses çıkarmaz iken, zulme uğrayanların sesi olmaktır.

Şahsiyetli olmak, ülke insanına kan kusturan askeri vesayet ile her şeyi göze alarak savaşmaya devam etmektir.

Şahsiyetli olmak, dün asker postalı yalayıp, bu gün siyasetçi ruganı öpmek değil; dün, askerin postallarına karşı mücadele ediyor görünüp, bugün sivil dikta kurmaya çalışan o rugan ayakkabıların karşısına, kaleminle ve yüreğinle çıkmaktır.

Bu nedenlerle, Ahmet Altan’a naçizane tavsiyem, karakteri para ve güce göre konum değiştiren bu tiplere tenezzül edip, layık olmadıkları bir muhatabiyeti bahşetmemesidir.

Zira bunların derdi-davası, hakikatler değil, çıkarlarının ve kazançlarının olduğu her mevzidir.

Bu tür bir muhatap alma bu nevi tetikçilere ancak prim sağlar, başka bir şey değil.

İşin kötü yanı da prim yaptıkça, seviyeyi düşürmeyi geçerli bir yol olarak benimseyecek, yeni aydınlar tarafından muhatap alınmayı deneyecek ve tetikçilik vazifelerini bu kısır döngü üzerine bina edecek olmalarıdır.

Bırakın, kendi hezeyanlarıyla debelenip dursunlar.