Aslında Ne Oluyor?
Türkiye’de 17-25 Aralık soruşturmaları ile başlayan “hukuku sindirme süreci” kabulü mümkün olmayan bir şekilde hız kesmeden devam ediyor. Açıkçası iktidarın bu davranış biçimi kolay kolay cesaret edilebilecek şeyler de değil aslında. Ama gözünü karartmış belli. Gidişat böyle devam ederse bir sabah uyandığımızda etrafımızdakilere totaliter marşlar altında günaydın demek zorunda kalabiliriz.
Peki, iktidar bu cesareti nereden alıyor?
Bu soruya iki yönlü cevaplar verilebilir.
Birincisi; aslında biz gerçekte olmadığı halde, varsaydığımız sanal bir devletin ve toplumun içinde yaşıyormuşuz. Çünkü akıl ötesi antidemokratik uygulamalara rağmen henüz ortaya konulmuş hatırı sayılır tepkiler yok. Sandık fetişizmi üzerinden kendisini meşrulaştıran otoriteryen siyasi eğilim, anayasa da dâhil olmak üzere bütün kuralları ve kurumları yok sayarak, devletin ve toplumun temellerinde yüksek şiddetle hissedilen büyük bir sarsıntıya sebep oluyor. Buna rağmen bizler adeta bir çaresizlik sarmalı içerisinde, olup biteni sadece seyrediyoruz. Öğretilmiş çaresizlik gibi bir şey bu.
İkincisi ve bana mantıklı gelen ise şu; küresel bir sermaye savaşının tam ortasındayız. Son birkaç yıldır Suriye, Mısır ve bugünlerde Yemen olmak üzere bölgemizde yaşanan çatışmaları, El-Kaide ve IŞİD hareketliliğini bu minvalde değerlendirmek gerekir.
Çatışma bilişim, enerji ve silah sektörleri arasında yaşanıyor.
Bilişim sektörü doğası gereği daha demokratiktir denilebilir. Enerji ve silah sektörü özellikle de silah sektörü ise daha bir hardpower yanlısıdır. Öyle olduğu için de müttefiklerini ulusalcı unsurlardan seçiyor. Ulusalcılığın duygusal motivasyonunun tetiklediği çatışma ortamında ise taraflara dağıttığı silahlar ile bilançosuna artı değerler katıyor.
Türkiye’deki siyasi iktidarın kullandığı dili analiz ettiğinizde aslında sırtını hangi sermayeye yasladığını, devlet yönetme kabiliyeti açısından bütün yetersizliğine rağmen kimlerden destek alarak siyasi ömrünü uzattığını fark edebilirsiniz.