Hikâye herkesin malumu ama kısaca özetlemekte fayda var:
“Çölde yaşayan zengin ve muktedir bir kabile reisinin dillere destan bir atı varmış. Günün birinde kabile reisi özel önem verdiği atına atlayarak çölde gezintiye çıkmış.
Hayli zaman at koşturduktan sonra ıssız bir bölgede yerde yatan bir Bedevi görmüş.
Hemen yardım etmek için atlamış, bakmış Bedevi yaşıyor. Atının terkisinden su kırbasını almak için kalkarken Bedevi kıvrak bir hareketle kabile reisini devirip atı gasp etmiş.
Adam, uzaklaştıktan sonra dönüp alay edercesine bakar atın sahibine. Fakat atın sahibi ne peşinden koşar ne de bağırır.
Sadece ağlar.
“Ne oldu” diye seslenir hırsız, “Zoruna gitti değil mi? Sen ki bu atı evlâdından bile kıskanırdın ama bak, aklım ve çevikliğim sayesinde şimdi benim oldu atın; ne kadar ağlasan yeridir!”
Atın sahibi gözyaşlarını siler; der ki, “Hayır ey hırsız, atımı çok severdim, doğrudur; senin onu benden çalman elbette gücüme gitti, fakat onun için ağlamıyorum.”
– Yaa, niçin ağlıyorsun öyleyse?
– Şunun için: Bu haber yarın etrafta duyulduğunda, senin nasıl bir hile ile atımı elimden kapıp çaldığın dilden dile gezdiğinde bundan sonra çölde hiç kimse, ölmek üzere olan gerçek bir ihtiyaç sahibine bir damla su vermek istemeyecektir.
Üzüntüm ondan!”
Bu hikaye aylardır kafamda dolanıp duruyor.
Erdoğanizmin sınır tanımayan zulümleri ve benzeri ancak Esad tipi Baas Rejimleri’nde olabilecek despotik uygulamaları ile birleşen yüzsüzlükler sonrası bu hikayeyi hatırlatma ihtiyacı hissettim.
(Gerçi bu tip bir yazı ve uyarıyı ilahiyatçılar yada kanaat önderlerinden beklemek lazımdı ama onlar mercedesler, jukizili lojmanlar, makamlar, mansıplar yada ‘başka’ hesapların peşine takılıp gittiler. Sonuçta ‘kral çıplak’ deme işi İmam Hatip yada İlahiyat okumamış, Kur’an Kursu’na gitmemiş birine kaldı)
Erdoğanizmin son bir kaç yılda neden olduğu yıkım, özellikle de dini hayatta yaşanan çöküş, uzun yıllar geçse de telafisi zor bir hal aldı.
Kastım 17/25 Aralık sonrası ortaya dökülen yolsuzluklar, rüşvetler, kamu kaynaklarının hortumlanması değil.
Gülen Cemaati’ne yapılan ve benzeri ancak Cahiliye döneminde yaşanan zulümleri de kastetmiyorum.
Doğrudur, Erdoğan yerli ve yabancı iş birlikçileri, tüm devlet ve istihbarat imkanları ile 2,5 yıldır Cemaati ve cemaate sempatiyle bakan herkesi ezip geçiyor.
Cemaat’e ağır bir darbe vurduğu da yadsınamaz bir gerçek. Önümüzde ki günlerde bu baskı daha da şiddetlenecek.
Ergenekon ve türevi davaları yakından takip etmiş, binlerce sayfa iddianame okumuş, Ankara Temsilciliği yapmış bir gazeteci olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Gülen Cemaati’ni ve destekleyenleri daha zor günler bekliyor.
Fakat ‘çöl hırsızı’ hikayesini hatırlatmamın nedeni bu zulümler de değil. Şahsen Cemaat’in bu süreçten alnının akıyla çıkacağından eminim.
Hiç bir zulüm baki değil sonuçta. Filmin sonu belli, net olmayan kaçıncı dakikada olduğumuz.
Mesele şu;
Erdoğanizm kişisel çıkarları ve siyasi hesapları ile dine, İslama öyle zararlar veriyor ki bundan sonra kimse göğsünü gere gere ‘ben dini bütün bir Müslümanım’ yada ‘filanca vakıftan geliyorum’ diyemeyecek.
Tüm dinlerde, ahlaki sistemlerde rüşvet kötü bir şeydir. Haramdır, ayıptır, yasaktır vs.
Fakat Erdoğanizm’de ‘hediye’ olarak değerlendiriliyor.
Gazetelerde, televizyonlarda boy boy namaz kılma fotoğrafları çıkan, her ağzını açtıklarında dinden diyanetten bahseden AKPliler söz konusu olan rüşvet ve hırsızlık olunca üç maymunu oynuyor.
Hatta ‘o.. nun ve memurun bahşişini önden veren’ Rıza’yı kurtarmak için ülkenin altını üstüne getiren Erdoğan’a göre çikolata kutularında rüşvet dağıtan kişiler ‘hayırsever iş adamı’ .
Şöyle düşünün, iş adamısınız, hayır hasenat yapmayı da seviyorsunuz ama çıkıp ‘ben hayır sever bir iş adamıyım’ diyemeyeceksiniz.
Derseniz millet bıyık altından gülmeye başlayacak, akıllarına rüşvet pazarlıkları, ‘kucağa oturtmalar’, sıfırlanamayan dolarlar gelecek.
Düşünün, başörtülüsünüz.
Ekran ekran, gazete gazete dolaşıp siyasi hedefleriniz için alenen Kabataş Yalan’ını söylüyorsunuz.
Söylediğiniz de öyle böyle bir yalan değil.
“Kucağında bebeğiyle yürüyen baş örtülü bir anne, yerlerde sürükleniyor, bebeği yere fırlatılıyor, cinsel tacize uğruyor, yetmiyor üzerine işeniyor..” ( Bu senaryoyu yazanda nasıl bir hayal gücü varsa artık. Bu topraklarda bırakın bir anneyi herhangi bir canlının üzerine işendiği görülmemiştir. Herhalde bol bol şiddet filmleri izleyen biri uydurdu ! )
Erdoğan meydan meydan, ekran ekran bu yalanı dillendirdi.
Kabataş yalanı malesef tekil örnek değil. Erdoğan ve avanelerinin söylediği yalanları yazmaya kalksam ciltler dolusu yer tutacak.
Mesela Sumeyye Erdoğan’a suikast yalanı.
Hangi baba öz kızını böyle bir yalana alet eder anlayabilmek mümkün değil. Güya Fuat Avni ile yazışan bazı siyasiler ve gazeteciler Sümeyye Erdoğan’a suikast düzenleyecekmiş. (Bugünlerin tarihi yazılırken bu kurgu senaryoyu ‘janjanlı’ hale getirmesi için ‘görev’ üstlenen ‘ağır abi’ gazeteciler de konuşulacaktır)
Ya tecavüz , taciz, istismar skandalları..
Ardı arkası kesilmiyor. Karaman’da ki rezalet herkesin malumu. İktidarla yakın ilişkisi tartışma götürmez Ensar Vakfı’nın evlerinde yaşanan rezalet o kadar büyük ki, tüm devlet imkanları ile üzerini kapatmaya çalışsalar da her yerden patlıyor.
Son çare olarak Türkiye tarihinin en hızlı yargılaması ile tek celse de tacizci öğretmen 500 küsür yıl ceza aldı. Böylece olayın Ensar Vakfı boyutu gözden kaçırıldı.
Fakat gelin görün ki skandallar bitmiyor.
Türkiye’nin dört bir yanından taciz, tecavüz haberleri geliyor. Mesela dün akşam Haberdar’da yer alan bir manşete göre Çorum’da bir cami imamı (aynı zamanda İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği Başkanıymış) iki kız öğrenciye tecavüz suçlamasıyla tutuklanmış.
İddiaya göre imam , çalıştırdığı iki kız öğrenciye tecavüz etmiş ve habere göre camide çok sayıda doğum kontrol hapı bulunmuş.
Benzeri hikayelerde olduğu gibi burada da mağdurlara ve ailelerine ‘siyasi baskı’ gelmiş.
Giresun’da ki skandal da benzer. İktidarla güçlü ilişkileri olan kişiler skandalı kapatmak için yoğun gayret sarf ediyor.
Bir başka haberde tecavüze uğrayan erkek öğrencinin intihar ettiği bilgisi vardı. Dediğim gibi örnekleri sıralamaya sayfalar yetmiyor.
Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır, bir dönem Türk sinemasında dini ve dindarı kötülemek için ‘hırsız, ahlaksız, sapık imam ve hoca’ tipleri yaygın olarak kullanılırdı.
Şimdi sanki o filmlerde yaşıyoruz. Gelin görün ki yaşadıklarımız film değil.
‘Dindar nesil yetiştireceğiz’ diye gelen Erdoğanizm öyle bir hale geldi ki artık herkes dindardan, başörtülüden, din diyanet diyenden korkuyor.
Rüşveti ‘hediye’ diye kabul eden ‘yalan söylemeyi’ cihad olarak gören, başkasının malına mülküne kamu gücüyle çöken, hiç bir hak-hukuk tanımayan ceberrut bir düzen güya bir davayı ! temsil ediyor.
Baştaki hikayeye dönerek bitirirsem;
Esas üzüntüm ne gasp edilen gazetelerimiz, ne işsiz kalmamız ne de Cemaat’e yapılan zulümler.
22 yıldır gazeteciyim, yazacak bir yer bulur, geçinecek parayı bir şekilde kazanırım. Cemaat ise binalar, yurtlar, gazette binalarından ibaret değil.
Sermayesi insan kaynağı ve Erdoğan hepsini öldürmediği sürece Cemaati bitiremez. Kaldı ki bu zulüm döneminden daha da pişmiş ve olgunlaşmış olarak çıkacaklardır.
Aynen ‘çöl hırsızı’ hikayesinde olduğu gibi.
Erdoğanizmin Türkiye’de yaptıkları, yapmakta oldukları kulaktan kulağa yayıldıkça hiç kimse dindarlara güvenmeyecek.
Kimse çocuğunu dinini öğrensin diye yurtlara, vakıflara yollamayacak. Ağzından din diyanet düşmeyen, sürekli camide fotoğraf veren, namaz kılarken, Kur’an okurken görüntü veren kişilere inanmayacak.
Başörtülü birini gördüğünde Kabataş yalanını hatırlayacak
Hayır-hasenat yaparken, fakir öğrencilere burs verirken, Kurban bağışlarken Erdoğanizmin zulümlerini hatırlayıp hayır-hasenat yapmaktan geri duracak.
Biri çıkıp ‘ben dindar bir insanım, yalan söylemem, hırsızlık yapmam, başkasının namusuna el uzatmam, hele hele çocuk çoluğa yan gözle bakmam, emanate hiyanet etmem’ dediğinde bu dönemde yaşananlar hatırlanıp ‘yav he he ‘ denecek.
Yazık ettiniz, çok yazık…
http://www.caytiryakileri.net/cemaatler-tarikatlar-ve-haramzadeler.html 14 Mart 2014’te Bugün’de çıkan yazım.(Anadolu topraklarında yaşanan İkinci Moğol istilası sırasında AKP’nin kayyımları gazeteyi batırıp tüm arşivini de sildiği için kendi yazımı ancak o zaman alıntılıyan bir siteden bulabiliyorum.)
ADEM YAVUZ ARSLAN