İnsan dilini, dişlerinin arasında korumalıdır.
(Henry Fielding)
Her halde insan olmanın en büyük özelliğidir, duygu ve düşüncelerini anlatabilme. Dil bu duygu ve düşüncelerinde kullanılan ve kimi zaman kendini vezir, kimi zaman kendini rezil ettiği en önemli aracıdır.
Dil dediğimiz kavram ile, sadece kemiği olmayan bir kas kasdedilmez çoğu zaman. Zira insan, duygu ve düşüncelerini sadece dili vasıtasıyla göstermez, haliyle tavrıyla ve duruşuylada gösterir.
İşte bu nedenle, “hal dili ” ve ” kal dili ” diye bir ayrım yapılmış ve genellikle eylem ve söylem dili olarak tarif edilmiştir. İnsanın değeri ve tutarlılığıda, işte bu iki dilin tutarlılığı ve birbirini tamamlamasıyla ortaya çıkmakta.
Diliyle ifade ettiği eylemleri, hayatına geçiremeyen ve söylemlerini, eylemleriyle gösteremeyen insanlara , insanlar ve toplumlar hep şüphe ile bakmış ve güvenilir bulmamışlardır.
Bu gün ülkede ve dünyada yaşanan bunca acılardan ve çirkefliklerden daha acısı ve en büyük müsebbibi, işte bu nefret dili ve özellikle Müslümanım diyen insanların , eylemleri ve söylemeleri arasındaki tutarsızlıktır ne yazık ki.
Zira, dilleri “insanlık” ve “barış” diyen insanlar, eylemleriyle insan olanın yapamayacağı çirkeflikleri ve eylemleri hiç umursamadan ve rahatlıkla gerçekleştiriyorlar.
Diller sevgi derken, eylemler kin ve nefret saçıyor.
Diller barış derken, eylemler kan ve göz yaşına, savaşa hizmet ediyor.
Akan kan ve gözyaşıyla beslenen insanların, en büyük beslenme kaynağıda, işte bu nefret dili ve insanların birbirini dinlemeden nefretle birbirine saldırması. Zira , insanları birbirine düşürme ve aralarında kavga ve kin meydana getirmenin en etkili ve kısa yolu, dillerlne bu nefret söylemini yerleştirme ve bunun üzerinden birbirine düşürmedir.
Ülkemizde yaşanan toplumsal kamplaşmanın ve düşmanlığında en büyük sebebi yine bu nefret dilidir. Özellikle AKP ve Erdoğan tarafından kullanılan bu tuzağa ne yazık ki, hepimiz farkında olmadan düşüyor ve bu nefret değirmenine su taşıyoruz.
Özellikle Erdoğan’ın, toplumu kamplaştırarak, kendi tabanını bir arada tutma adına kullandığı bu nefret söylemi ve dili, toplumda karşılık buluyor ve söylenen sert ve bayağı söylemlere aynı sertlikte ve bayağılıkta karşılık veren bizlerde , Erdoğan’ın yapmayı istediği şeye hizmet etmiş oluyoruz.
Özellikle, Gezi olaylarında Erdoğan’ın bilinçli ve bir amaca yönelik olarak kullandığı bu nefret dili, toplumda çok tepkiyle karşılandı ve bu tepkilerin dilinin ayarlanamaması, yine Erdoğan’a hizmet etti.
Son 2 yılda, yani 17-25 aralık operasyonlarından sonra başlayan ve Erdoğan tarafından yürütülen, Hizmet Hareketini linç etme ve düşman etme sürecinde, Erdoğan’ın yine en çok kullandığı yöntem nefret dili ve bununla insanların arasına ekilen nefret ve düşmanlık tohumlarıdır.
Harekete mensup insanlar, ne yazık ki bu tuzağa uzun süre düşmemeye çalışsada, sonunda düştü ve aynı şekilde bir nefret dilini kullanmaya başladılar. Ve bunu yaparak, Erdoğan’ın çekmek istediği mindere gelmiş ve bu tuzağa düşmüş oldular.
Zira bu minder,Erdoğaniın çok başarılı olduğu ve kural tanımadığı bir yer. İşte bu mindere çekilmiş Hizmet Hareketindeki insanlar bu minderde kaybetmeye başladılar.
Zira bu minderde dövüşmek için kullanılacak yöntem ve söylemler, Hareketin asla tasvip etmediği ve eskiden beri karşı olduğu yöntemlerdi. Bu nedenle, bu tuzağa düşen insanlar, kural tanımayan ve her şeyi, savaşı kazanma adına mübah gören AKP ve Erdoğan karşısında kaybettiler.
Erdoğan, bu minderde mutlak kazanacağını bildiği için, en sert ve kabul edilemez söylemleri kullandı bu tuzağa düşürmek için Hareketi. Erdoğan bu söylemlerin, kendi tabanında kabul edileceğini, hatta bu şekil bir dilin, kendi tabanınında kullanacağını ve sevdiği bir dil olduğunu bildiğinden, hep dozu arttırdı ve sürekli seviyeyi düşürdü.
Bu düşen seviyede mücadele etmek zorunda kalan Hizmet Hareketi, seviyesini muhafaza edip mücade edeceği yerde, Harekette bu seviyesizliğe yer yer düştü ve mücadele ettiğini zannederken, aslında Erdoğan ve AKP’ye hizmet etti.
Özellikle kullanılan seviyesiz dil ve AKP’ye destek veren halka karşı kullanılan, aşağılayıcı uslüp, halkı AKP’den uzaklaştırmadı, tam aksine AKP’ye doğru itti.
İşte tüm bu hatalar ne yazık ki, Hizmet Hareketini savunuyorum diyenler tarafından yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Bu noktada şunu ifade etmek lazım, bu toplumu yeniden biraraya getirmek isteniyorsa, öncelikle bu nefret dili ve halkı aşağılayıcı dilin bırakılması lazım. Halkın tercihleriyle dalga geçen ve onları bu tercihleri yüzünden yargılayan dili bırakmamız lazım.
Zira bu halktır, dün Çanakkalede onca imkansızlıklara rağmen ülkeyi kurtaranlar.
Zira bu halktır, dün açılan okulların ve müesseselerin mimarları.
Zira bu halktır, dün Hareketin yaptıkları hizmetlere destek verenler.
Ve bu halktır, yarın yapılacak hizmetlere ve güzelliklere sahip çıkacak olan.
Uzaydan veya başka yerlerden, başka bir halk getirilmeyeceğine göre, bu halkı kendimizden uzaklaştırmamalı ve onlara saygılı olmalıyız. Unutmamalı ki, Erdoğan’ın nefret dilinden rahatsız insanlar, bizden gördükleri nefret diliyle, istemeselerde yine Erdoğan’ın saflarına gidiyor ve gidecek.
Bundan dolayı, bu nefret dilini bırakmamız ve halka hakaret ve aşağalamanın yerine, yumuşak ve seviyeli bir dille hakikatleri ve gerçekleri, bıkmadan usanmadan anlatmamız lazım.
Allah, Hz. Musay’ı Firavun gibi bir zalime yolarken bile, yumuşak bir dil kullanmasını emretmiş ve bu dilin olurda onun kalbini yumuşatacağını ifade etmiştir.
Peygamber efendimize vahiy gelip, halkı uyarmaya başlamasından sonra, Allah yine Peygamberine, halka karşı yumuşak bir dil kullanmasını ve tevazu ile anlatmasını ve davet etmesini emretmiştir. Ve eğer sert bir dil kullanacak olursa, halkın kendisinden uzaklaşacağını bildirmiştir.
Kendisine Peygamberi örnek aldığını söyleyen insanların, bu uyarıları ve yöntemleri dikkate alarak, halka hakk ve hakikatleri anlatırken, nefret dilini bırakıp, yumuşak dil ile anlatmaya başlaması lazım.
Yapacağımız ilk şey, dillerimizi ve üslubumuzu değiştirmek olmalı. İlk kendimizin dilini düzeltmeli.
Ancak bunu yaparsak, halkı uyandırabilir ve hakikatleri gösterebiliriz.
Erdoğan ve AKP zihniyeti, ne kadar sert dil kullanırsa kullansın, ne kadar seviyeyi düşürürse düşürsün , asla aynı düşük seviyede ve sertlikte karşılık vermemeliyiz. Asla halka karşı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü söylemlere girmemeliyiz.
Göreceksiniz, biz dilimizi yumuşatınca, Allah kalpleri yumuşatacak ve “neden görmüyor, neden susuyor” dediğimiz insanlar görmeye başlayacak ve konuşmaya başlayacaklar.
Halkın konuşması ve görmesi, bu nefret dili yanlışımımızdan vazgeçmemize bağlı.
Biz kendimizi değiştirince, halkta değişmeye başlayacaktır.