Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün başvurusu üzerine verdiği ‘hak ihlali’ kararı, bütün tutuklu gazeteciler için önemli bir uyarı ve deklarasyon niteliğinde.
AYM’nin, ‘kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlali’ ile birlikte ‘ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali’ne vurgu yapması bu kararı Türk medyası için geçerli hale getiriyor. Mahkemeler ve sulh ceza hakimliklerinin önlerine konulan karar, ‘yasakçı, baskıcı uygulamayı bitir, Anayasa’ya uy’ anlamına geliyor.
AYM Genel Kurulu, ‘ülke dışına silah taşıyan TIR’lar’ haberi nedeniyle tutuklanan Dündar ve Gül’ün başvurusuyla ilgili Anayasa’nın üç maddesi çerçevesinde ihlal kararı verdi. İlk olarak 19’uncu maddeye göre haberlerden dolayı tutuklamanın kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini belirtiyor. AYM, tutuklama için somut suç delili gerektiğini, gazete haberi, köşe yazısı gibi yazılı ve görsel medya eliyle yapılan yayınların bu şekilde tutuklama için gerekçe olamayacağını kaydediyor. Yani gazeteciyi basın faaliyeti olan köşe yazısı, bir haber veya dizi yayınından tutuklamanın Anayasa’ya aykırı olduğundan dem vuruyor. Yüksek Mahkeme ikinci olarak “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı Anayasa’nın 26’ncı maddesindeki “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” düzenlemesine dikkat çekiyor. Dündar ve Gül’ün tutuklanmasının düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu kayda geçiriyor. AYM’nin ‘ihlal’ gördüğü bu maddenin kapsamına Hidayet Karaca’nın suçlandığı STV’de yayınlanan dizi de giriyor. Aynı şekilde Gültekin Avcı’nın yazdığı yazılar ve Mehmet Barasu’nun tutuklanmasına neden gösterilen haberleri de yine bu maddede tanınan özgürlükler kapsamında. AYM üçüncü olarak Anayasa’nın 28’inci maddesindeki ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ düzenlemesine vurgu yapıyor. Yani gazeteciler Dündar ve Gül’ün tutuklanmasının basına sansür anlamına geldiğini söylüyor. Aynı şekilde şu anda hapiste olan gazeteciler de Dündar ve Gül gibi mesleki faaliyetlerinden, düşünce ve kanaatlerini yayımlamaktan tutuklu olduğuna göre bu maddenin onlar açısından da ihlal edildiği inkar edilemez açık bir gerçek.
AYM’nin, sadece bir dairesi eliyle değil genel kurul olarak açıkladığı bu karar, medya özgürlüğü ile tutuklama ve basına sansür girişimleri arasında kalın bir çizgi olarak duruyor artık. Konuyu da Dündar ve Gül ekseninden çıkartıp tüm gazetecileri kapsayan hale getiriyor. AYM ‘basın özgürlüğü ihlali’ kararını açıkladığı saatlerde gazeteci Hidayet Karaca da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaydı. Bir dizi repliğinden örgüt yöneticiliği çıkarılan saçma bir iddianameyi dinleme zulmünü yaşıyordu. Mahkeme duruşmaya ara verip AYM tarafından tebliğ edilen karara göre önce Dündar ve Gül’ü tahliye etti, ardından da Karaca’nın tutukluluğuna hükmetti. AYM kararında vurgulanan hukuka aykırılıkları bile bile hayata geçirerek, göz göre göre hukuksuz bir tutuklamanın altına imza attı. Bundan sonra, mahkemeler ve sulh ceza hakimlikleri AYM’nin bu deklarasyonuna, uyarısına rağmen gazetecilerin tutukluluğunu devam ettirirse tarih önünde taşıyamayacakları bir hukuk vebali yüklenmiş olurlar. Hakimler bugünden tezi yok AYM Genel Kurulu’na kulak verip vicdan ayarlarını buna göre yapmalılar. Gazetecileri bir dakika dahi hapiste tutmamalılar.