Zalimlerin şiarıdır ; zülmederken bebek,çocuk,kadın-erkek ,ihtiyar dinlemez …

O kendisine verilen misyonda ilerlerken önüne çıkan her engele karşı aynı sert tepkiyi vererek acımasızca ezip geçmeye,yakalayıp üstünde tepinmeye hatta hırsını alamayıp ölü bedenleri mezarlardaki çıkarıp tekrar tekrar  idam ettirmeye çalışmak onun için sıradanlaşır…

Evet hergün ülkenin bir ilinden aynı haberleri  görüyoruz.İsimler farklı ama hikayeleri aynı binlerce kişi var.Kimisi 3 çocuğuyla gittiği hapishane ziyaretinde ,kisimi doğumhane kapısında birer birer kadın ve çocukların gözaltına alındığı haberlerini duyuyoruz.

Herhangi hukuki metinde varlığı meçhul bu zalim  baskılar  kadın,çocuk ve bebeklere kadar dayandı.işte o  zaman birden hangi düşüncede olursa olsun vicdanlı insanlar ortaya çıkmış ve “Yahu bu kadar da olmaz bu bebeklerin suçu nedir?” dediklerini biliyoruz.

En adi suç örgütlerinde bile kırmızı çizgileri olan aileler üzerinden hesaplaşmama kanunu bizim ülkemizde geçerli değilmiş ki bunları gördük!

Hadi diyelim ki devletin acıması veya herhangi bir duygusu olmadığı için devletten duygusal bir tepki beklemeyelim ama…

Ama devletlerin içinde yaşayan insanlar sadece et,kemik ve kandan oluşan bir yapı değildir.Duygulari,fikirleri ve vicdanları vardır!Veya bu zamana kadar vardı.Neden mi bu zamana kadar diyorum? Gelin size de anlatayım.

Devletler her zaman kendi çıkarlarına karşı çıkabilecek yapıları ve kişileri potansiyel düşman veya terörist görür.Bu tarihin seyri içinde defalarca tekrar eden bir gerçektir.

Başta da dediğim gibi devlet duyguları olan bir yapı olmadığı için duygu kontrol mekanizması vicdanı da yoktur.Yani devlet veya bir topluluk olarak devletçi yığın olarak millet her zaman en zalimce şekilde kendine karşı çıkanları haklı veya haksız şekillerde cezalandırır.

Tabi bu cezalar kanunlar çerçevesinde olduğu zaman kimse itiraz etmez.Ama birde bugünün Türkiye’sinde ki gibi kanunlar keyfi söylenecek iki söze bağlı ise halk bir süre durumu seyreder ve bıçak tam mazlum kadınlara ve bebeklere dayanınca 3-5 kişi bile olsa “Yeter artik kesin bu zulmü!!!” diyenler çıkmıştır.

Yasin süresindeki 13-32. ayetlerinde kendisine elçiler gönderilen bir şehir halkının (ashâbü’l-karye ifadesi kullanılır ) hikâyesi anlatılan  kişi olarak tanınan Amtakya’lı Habib-i Neccar çıkmıştır mesela…Hz.İsa ‘nin Antakya’ya gönderdiği  Yahya (Barnabas) ve Yunus (Pavlos) 2 havarisi Allah’in elçisinden aldıkları hak davayı Antakya halkına anlatır ama  dinlemez ve hatta hakaretler,tekmeler,tokatlar gelmeye başlar bu yolda…

Ama o zaman işte bu 2 havariye yapılanlara dayanamayan ve o bölgeye şehrin en uzak noktasından koşup gelen ve Habib-i Neccar vardır. “Siz bu elçilere neden uymuyorsunuz” diyen  bundan dolayı şehit edilir.Ve adı olmasa da şanı kutlu bir yolda Vicdanından oturu şehit edilen biri olarak Kur’an-ı Kerim de geçmesiyle şereflenir.

Sadece Habibi Neccar miydi peki zulme Vicdanın sesini dinleyen?

Mekke deki 3 yıl süren boykot yıllarında tam anlamıyla müslümanları hiçliğe mahkum etmeye çalışılmış ilgi alaka kesilmesi ve açlıkla ölüme terkedilmişlerdir.Açlık öyle bir boyuta varmıştır ki bebekler bile açlıktan ölmeye başlamıştır.İşte burda mekkeli müşriklerin içinden  Hişâm b. Amr gibi 3-5 vicdanlı insan çıkmış ve boykutu delerek müslümanlara yapılan tecriti kaldırmışlardır.

Şimdi gelelim bugün Türkiye’sine Ey konuştukları zaman ağızlarından Allah’ım adını düşürmeyen Müslüman Türk milleti bir Mekkeli müşriği bile insafa getiren vicdanının sesini dinleyip Ebu cehile itiraz eden o 3-5 insan mi daha vicdanlı yoksa gözünüz önünde hergün annesiyle birlikte  hapse atılan mazlumlara ses çıkarmayan siz mi Vicdanlsınız?

Cevabı belli malesef 80 milyonluk koca ülkede 3-5 tane bile olsa VİCDANLI insan yokmuş buda size dert olsun…

Kaynak: https://kafamagoretakiliyorum.wordpress.com