Her geçen gün sarayın iktidarda kalma stratejisi deşifre oluyor. Oynanan iktidar oyununun temel dayanağı “milli irade” algısı. Planlayıcıya göre –ki bu noktada kendisine mantıklı bir meşruiyet sağlıyor- halk çoğunluğu sağlandıkça iktidarda kalmaya devam edecek ve bütün yapıp ettiklerini milli iradenin tercihi olarak sunacak.
Bir açıdan bakıldığında haklı mı derseniz? Türkiye gibi demokratik mekanizmaları henüz emekleme aşamasında olan ülkelerde haklı. Çünkü biz demokrasiyi sayısal çoğunluk olarak anlamak gibi bir yanılgı fanusunun içinden henüz çıkabilmiş değiliz.
Stratejinin uygulanma aşamasında, AKP’ye oy veren kitlenin sürekli olarak zinde tutulması ihtiyacı söz konusu. İktidarın, seçmenini iyi tanıdığı anlaşılıyor.
Türkiye’de İslamcı seçmen hala” tarih dışı kalmış” fetihçi zihniyetin hayal dünyasında yaşamaya devam ediyor. Üzerine bir de “varsayılmış dindarlığı” eklediğinizde, ortaya çıkan tipolojinin iki temel karakteri var. Birincisi; Yahudi düşmanlığı üzerine inşa edilmiş Filistin Davası, ikincisi ise; imparatorluk hafızası silinmiş İttihatçı tandanslı Türk milliyetçiliği.
Bu noktadan itibaren ince bir “algı yönetimi işçiliği” başlıyor ve seçmen kitlesinin önüne iki kurban atılıyor; cemaat ve Kürtler.
Özellikle Mavi Marmara Olayı’ndan sonra cemaatin Mossad ile işbirliği yaptığına yönelik ithamlar AKP seçmeninin anti-semitist duygularını canlı tutarak, onu cemaatten uzaklaştırıp kendi yanına çekme gayreti olarak temayüz etti.
7 Haziran seçimlerinden sonra ise Kürt kartının daha bir ön plana alındığı ve HDP özelinde oluşturulan Kürt algısı ile milliyetçi oyların AKP’ye endekslenmeye çalışıldığı görülüyor.
Peki, bu oyun daha ne kadar sürdürülebilir?
Ben şahsım adına cemaatin hala başarılı bir şekilde preslendiğini düşünüyorum. İslamcı tabanda cemaate karşı çok enteresan bir husumet var. Nedenleri ayrıca tartışılabilir. Diğer taraftan Ergenekon Davası sürecinde ulusalcı-laik kitlenin cemaate karşı biriktirdikleri ön yargı bugün hala etkisini devam ettirdiği için, bu kesimler cemaate yönelik hukuksuzluklara karşı güçlü bir tepki vermekte tereddüt ediyorlar.
İşin milliyetçilik ayağının ise hesaplandığı gibi gitmediği anlaşılıyor. Türkiye’nin geneline yayılmış olan şehit cenazeleri, Kürtlere yönelik hesaplanmış tepkileri tam tersine hükümet yönüne çevirdi. Bunun birinci nedeni; şehitlerin sadece AKP tabanı ile ilgili olmayıp, her kesimi ilgilendirmesinden dolayı algı yönetiminin kontrolden çıkması, ikinci nedeni ise; çözüm süreci ile ilgili olarak kamuoyu nezdinde ortaya çıkan ciddi soru işaretleri.