Ali Bulaç, uzun yıllar önce Zaman’da “Hazan Mevsimi Bu” başlıklı bir yazı kaleme almış, İdris Küçükömer, Cahit Zarifoğlu ve Cemil Meriç’in ardarda vefatlarından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Şimdi ikinci bir hazan mevsimi yaşıyoruz. Hz. Üstad’ın, Bediüzzaman’ın talebeleri birbiri ardına vefat ediyor. En son Mehmet Kırkıncı hayata veda etti.

Kırkıncı Hocaefendi, Hz. Üstad’ın talebeleri arasında farklı özellikleriyle öne çıkan bir isimdi. Öncelikle âlimdi. Erzurum’da klasik medrese eğitimi almış, İslami ilimlere vakıftı. Bu özelliğiyle de Osman Demirci ve Fethullah Gülen’le aynı silsilede yer almıştı. Hz. Üstad’ın bu anlamda başka bir öğrencisi yoktu. Hepimizin bildiği, tanıdığı ve sevdiği Zübeyir Gündüzalp, Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur gibi ağabeyler farklı mesleklerden Nur talebeliğine geçiş yapmışlardı.

Ancak Mehmet Kırkıncı-Osman Demirci ve Fethullah Gülen, klasik medrese eğitimin tamamladıktan sonra Risale-i Nurlarla tanışmış ve kısa sürede büyük mesafe katetmişlerdi. Kırkıncı Hocaefendi, Erzurum’da yaptığı sohbetler ve Yeni Asya’da yazdığı makalelerle tanınmıştı.

Mehmet Kırkıncı inandığı konularda insiyatif almaktan çekinmezdi. 1980 öncesinde pek çok Nur talebesi gibi Adalet Partisi’ni desteklemiş, mitinglerinde elinde bayrakla gözükmekten çekinmemişti. Sonrasında ise 12 Eylül yönetimiyle temas kurmuş, Tahsin Şahinkaya’yı ikna ederek okullarda din derslerinin zorunlu olmasını sağlamıştı.

1980’lerin başında Yeni Asya’yla yolunu ayırmış, Zafer dergisi, Cihan Yayınları’yla hizmetine devam etmişti. Bu tarihlerde Fethullah Gülen’le görüştüğü, siyasetle uğraştığı için pişman olduğunu söylediği yıllarca anlatılmıştı. Kırkıncı’nın Gülen’le medrese öğrenciliği yıllarına dayanan dostlukları vardı.

2010’da Kemalettin Özdemir’in Nur talebelerini Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’ne karşı kışkırtma çalışmalarından haberdar olmuştu. Bu çalışmaların karşısında yeralmış, Gülen’i desteklemişti.

AKP ve Recep Erdoğan’ın Hizmet Hareketi’ne yönelik “tenkil”, Fethullah Gülen’in şahsına yaptığı hakaretlere ise sessiz kaldı. Hatta, hatırlamak istemesek de basına yansıyan bazı konuşmalarıyla destek verdi. Bu anlamda, Mehmet Kırkıncı adı anıldığında yüreğimizde hep bir sızı vardı. Terbiye sınırlarını oldukça aşan sözcüklere karşı verilecek bir cevabı olmalıydı.

Mehmet Kırkıncı’nın ölüm haberini aldığımda hem geçmişte yaptığı hizmetleri hem de son dönemdeki sessizliğini düşündüm. Salih Özcan, Ahmet Aytimur ve Mehmet Kırkıncı, kısa aralıklarla dünyaya veda etti. Mehmet Kırkıncı Hocaefendi’nin vefatı münasebetiyle üç isme de Allah’tan rahmet diliyorum. “Keşke” demeye itikadım izin verseydi, keşke şu fitne döneminin sonunu görselerdi demeden de edemiyorum.