Bu sabah, YPG ve Suriye ordusunun Tişrin barajını ele geçirdiği haberleri medyaya düştü. Üç gündür
süren çatışmalardan sonra YPG kuvvetleri böylelikle Fırat’ın batısına geçerek Türkiye’nin bir kırmızı
çizgisini daha ihlal etmiş oldular.
Üstelik bu saldırı sadece Tişrin barajı ile sınırlı değil.Kısa zaman içerisinde Cerablus’a da saldırmaları
bekleniyor. Saldırı öncesinde Suriye ordusuyla, Rus uçakları destek veriyordu ancak dünden itibaren bu
saldırıya ABD uçakları da destek vermeye başladı.
YPG yanlısı haber sitelerine baktığımda hepsi sevinç naraları atıyordu. Ancak beni asıl üzen, ismini
cismini dahi ilk defa gördüğüm adamların “ Türkiye’nin kırmızı çizgisi bizi ilgilendirmiyor “ açıklamaları ile
Fırat’ın batısına geçişlerini bir meydan okumaya çevirmeleriydi.
“Henüz Cerablus’a saldırılmadı bu yüzden kırmızı çizgi halen geçerlidir” gibi bir argümana sarılmamak
gerek. Çünkü hem ABD’nin hem de Rusya’nın hava saldırıları ile destek verdiği bu sürece Türkiye’nin
müdahil olabileceğini düşünmüyorum.
Ancak ortaya bir tablo çıkıyor ki, o da yerle bir olan dışarıdaki siyasi itibarımız…
Yukarıda da bahsettiğim gibi adı sanı bile bilinmeyen insanların çıkıp Türkiye aleyhine demeçler vermesi
ve “kırmızı çizginizi ihlal ediyoruz var mı bir diyeceğiniz” der gibi meydan okumaları, tıpkı İttihatçıların
tükürüğüyle boğacakları Bulgar çetelerine karşı kibirlerine teslim olup savaşı kaybetmeleri gibi, Türkiye’nin
dış siyasi politikası da ayaklar altına alınmış oldu.
Elbette bu ilk değildi. 13 yıldır Hükümet’in bu kaçıncı kırmızı çizgisi yerle bir ediliyor bilmiyorum. Ancak
daha düne kadar Kürdistan’ın bile kurulması savaş ilanı olacağı söylenirken, Barzani’nin Ankara
ziyaretinde Kürdistan bayrağının resmen kullanılması gibi pek çok olaya şahit olduk.
Bir zamanlar Suriye’den gelecek ikinci dalga mülteci akını konusu da kırmızı çizgimizdi, hatta Tampon
bölge olmazsa olmaz deniliyordu. Ancak Avrupa Birliği’nden gelen 3 milyar Euro ile birlikte bu kırmızı
çizgimiz de tozpembe hale geldi.
Yine Suriye sınırında ki angajman kurallarımız vardı. Hatta Rus uçağını düşürdükten sonra “ Türkiye’nin
gücünü kimse test etmeye kalkmasın” sözlerine benzer açıklamalarının şiddetlenmesi beklenirken ardı
arkasına kesilmeyen ticari yaptırımlar ve Putin’in aynı kendileri gibi verdiği tepkiler yüzünden uçak
pilotunun paralel ilan edilmesine ramak kaldı. Hatta kendi sınırımızda ki devriye uçuşlarımızı 10 km
içeriye çekip Rus uçaklarının bu olaydan sonra 5 kez daha sınır ihlali yapması ise görmezden gelindi.
Son İsrail anlaşmasında yine kırmızı çizgi olan Gazze ablukasının kaldırılması konusuna değinmesek
daha iyi olacak zira hala daha yandaşların hazım süreci devam ediyor.
Bu arada Davutoğlu’nun “ Gazetecilik bizim kırmızı çizgimiz” açıklamalarını kötü bir şaka olarak
değerlendirdiğim için bahsetmeye gerek bile görmüyorum.
Buna benzer örnekler çoğaltabiliriz ama çoğaltmak ne işimize yarayacak o da ayrı bir tartışma konusu.
Ülke itibarımız özellikle Ortadoğu’da yerle yeksan olmuşken açıkçası yeni bir kırmızı çizgi icat edip
onunda tozpembe hale dönmesini görmek istemiyoruz.
“Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak bile kımıldamaz” gibi şirk kokan ve kibir abidesi açıklamalara takılıp
bir yere varamadığımız gibi, Rusya’nın Suriye politikasından önce İran’ın operasyonel elemanı Kasım
Süleymani ile görüşmelerde bulunması zaten bizim devlet nezdinde itibarımızın olmadığının da bir
göstergesiydi. Hâlbuki bir zamanlar Suriye coğrafyası başta olmak üzere Ortadoğu’da etkin bir ağırlığımız
varken ne BM genel kurulunda ki Suriye görüşmelerine çağrıldık ne de diğer ülkelerin askeri
harekâtlarında bir güç olarak değerlendirildik.
İran’ın derin elemanının bile bizim devlet otoritemizin üstünde görüldüğü bir coğrafya da bırakın yaprak
kımıldadıp, kırmızı çizgi çekmeyi, gelişmeleri televizyondan izlemenize ancak izin verilmiş hale geldik.
Hükümet erkânının bu konulara fazla kafa yorduğunu da açıkçası düşünmüyorum. Zira baya meşgul
oldukları belli. Bir yandan Batılı ülkelerce peş peşe yapılan “ IŞİD petrollerinin Türkiye üzerinden gittiği”
haberleri ile boğuşurken bir yandan da Başkanlık Referandumu öncesinde özellikle İsrail ile yapılan
anlaşmanın getirdiği imaj kaybını düzeltme derdinde olsa gerekler.
Acı olan gerçek ise; arabadan inmeden bir intiharı engelleme tiyatrosu bile bazı kesimler için tozpembeye dönen kırmızı çizgilerden daha önemli görülmekte…