AB ve Türkiye üyelik müzakereleri çerçevesinde 17’inci faslını bu hafta açtı. Adaylığı 1999’da AB tarafından resmen onaylanan Türkiye’nin üyelik başvurusu 1988 yılına dayanıyor. Fakat müzakere görüşmeleri 2005 yılından bu yana en düşük seviyede ilerliyordu.
AB ile müzakere görüşmelerinin Türkiye’nin en büyük itibar kaybı yaşadığı ve uluslararası konumunun en zayıf olduğu dönemde tekrar başlaması ise ciddi bir oksimoron.
Türkiye’nin IŞİD ile illegal petrol ticareti iddiaları, teröre ve teröristlere yardım, yataklık ve finansman sağladığı iddiaları, Erdoğan ve AKP hakkında konuşulan yolsuzluk iddiaları, basın özgürlüğüne uygulanan baskılar, gazetecilerin hukuksuz bir şekilde tutuklanmaları, iş dünyasına uygulanan baskılar, muhalif düşünceye sahip her kesime, özellikle son yıllarda paralel safsatasıyla cadı avına dönüşen insan hakları ihlalleri, doğu illerinde sokağa çıkma yasakları ve bölgede uygulanan zulümler ve ülke genelinde uygulanan antidemokratik uygulamalar dünya kamuoyu tarafından yüksek sesle konuşulurken, AB ile Türkiye arasındaki müzakere görüşmelerinin tekrar ele alınması tartışma konusu oldu.
AB’nin ikiyüzlülüğü, mülteci krizinin kontrol altına alamadığından.
Bütün bu hukuksuzluklara, ülke aleyhinde ciddi iddialara ve antidemokratik uygulamalara rağmen AB çıkarları doğrultusunda hareket ederek tercihini Erdoğan’la dost kalmaktan yana kullanıyor. AB, mülteci krizini kontrol altına alabilmek için Erdoğan’a ihtiyaç duyuyor ve bu yüzden iki yüzlü bir politika izliyor. Erdogan ve AKP hükumeti AB’nin içinde bulunduğu paniği kullanarak, bu durumdan kendine pay çıkarma çabasında.
Bu nedenle AB mülteciler üzerinden kirli pazarlık yapıp Türkiye’ye vize muafiyeti ve 2 yıl süreyle, yıllık 3 milyar Euro vaadinde bulundu.
Türkiye için bu müzakerelerden ne çıkar?
AB’nin Türkiye’ye somut hiç bir taahhüdü yok.
Mülteci mevzuunda 3 milyar Euro yardımın ise ne zaman geleceğine dair net bilgi mevcut değil. AB üyesi ülkeleri konuşulan rakamın Türkiye’nin eylem planını gerçekleştirme karşılığında vereceklerini söylüyor. Davutoğlu Türk halkına vize muafiyeti konusunda Ekim 2016 tarihini telaffuz etse de AB hiçbir yerde böyle bir tarih vermiyor.
Ayrıca AB, müzakerelerde belirlenen 72 kriterin Türkiye tarafından hayata geçirilmeden vizesiz seyahate yeşil ışık yakmayacağını net olarak belirtiyor. Vize konusunda net tarih vermeyen AB, Geri Kabul Anlaşmasının Türkiye tarafından Haziran 2016’dan itibaren tamamen uygulanmasını bekliyor.
Türkiye bu kriterleri yerine getirebilir mi?
Yani kriterlerde geçtiği gibi;
Hukukun bağımsızlığını sağlayabilir mi?
Gözaltında ve tutuklu insanları adil yargılama imkanı sunabilir mi?
Kamu düzeni ve güvenliğini tekrar sağlayabilir mi?
Organize suç, terör ve yolsuzlukla mücadele sağlayabilir mi?
Adli işbirliği konusunda uluslararası sözleşmeleri yürürlüğe koyup, onaylayabilir mi?
Sınır kontrollerini güçlendirebilir mi?
İnsan hakları, vatandaşlık hakları ve azınlıklar konusunda şartları yerine getirebilir mi?
Geri Kabul Anlaşmasını eksiksiz uygulayabilir mi?
Bunlar gibi 72 kriterlerden bir tanesinin dahi uygulan(a)maması süreci tıkayabileceğini göz önünde bulundurursak Türkiye’nin bulunduğu konumu öğrenmiş ve AB’nin Türkiye’ye ne kadar uzak olduğunu anlamış oluruz…
Ne kaldı?
Shanghai Beşlisi opsiyonu düşürülen uçakla beraber suya düştü…
Arap Birliği Türkiye’yi arasında en son görmek isteyen birlik…
Kuzey Kore ile irtibata mı geçsek?
Ne dersiniz?
“Değerli yalnızlık” içinde kalmış Erdoğan ile Kim Jong-un aralarında anlaşabilirler mi?