Economist, AKP’nin yükselmesi için yapılan çarpıklıkları gözler önüne sererken, Türkiye’nin de gittikçe karanlığa gömülmeye başladığını yazdı.
İşte o yazı;
Erdoğan’ın demokrasiye bağlılığı tükeniyor.
400 YILDIR, Türk halkları için ortak bir kurucu efsane Çin’den Ege Denizi’ne kadar Türkler’in ataları Ergenekon vadisinin kayalıklarında sıkıştıklarını söylüyor. Ama bir gün usta bir demirci taşı eritmeyi öğrendi ve gri dişi kurt kabileyi dağlık yerlerden zengin ovaların içine götürdüğü görüldü. Benzer şekilde, M. Kemal Atatürk, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Türk okullarında nesiller boyunca dayak yiyen “hasta” bir toplumu güçlü ve yeni bir ulusa dönüştüren bir kahraman olarak tasvir edilmiştir. Bazı açılardan Adalet ve Kalkınma partisinin lideri Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde yükselişi hikayesi, Türkiye’nin Kemalist İnançsızlık döneminden parlak İslami geleceğe ulaşmasını çağrıştırmaktadır.
Ama şimdi parti yükselirken, hikâye giderek karanlık bir hale bürünüyor. Kariyerinin başlarında Erdoğan sonradan pişman olacağı çarpıcı bir açıklama yaptı. Demokrasinin hedefinize ulaştığınız zaman ineceğiniz bir tren gibi olduğunu söyledi. Şimdilerde partisini eleştirenlerin birçoğu Türkiye’nin Cumhurbaşkanının bu hedefe yakın olduğundan korkuyorlar.
Sorun, Erdoğan’ın yürütmeye dair başkanlık yetkilerini kendi uhdesine almak için yeni bir anayasayı oluşturmak istemesi değil. Aslında Erdoğan bu yetkilere pek de ihtiyacı yok. Bazen açıktan çoğu zaman da gizli ve gizleme ile AK Parti Türk toplumunun tümünü kontrol altında tutacak şekilde çalışmalara girişti. Mahkemeler, polis teşkilatı, istihbarat servisleri, camiler, halk eğitim ve sağlık kurumları ve medya tümüyle bir şekilde partinin mağrur etkisine tabi hale gelmiştir.
Yargının durumu öğretici bir örnektir. Türk mahkemeleri ve devlet savcıları asla bu kadar taraflı olmamışlardı. 1990’larda okuduğu bir şiir nedeniyle Erdoğan’ın hapis yatması AK partinin yükselişi öncesi hüküm süren adalet mekanizmasında var olan çarpıklık sapkınlıkların birini temsil etmektedir. Sonrasında AK Parti bir dizi reformu üstlenmiş ve Türk adalet sistemini Avrupa standartlarına yükseltecek reformlara imza atmıştır. Türklerin çoğu bu reform hareketlerinden memnun ve desteklemişlerdir. Bu değişiklikler adalet teşkilatının yargı organlarını ve yapısını kapsamıştır.
Demokratikleşme adına HSYK’nın üye sayısı arttırıldı ve kurulun üyelerini atanmasında ve seçilmesinde AK Partini kendi yetkilerini artırdı. Bir sonraki adım görünüşte ağır aksak işleyen adalet sistemini hızlandırmak maksadıyla cumhuriyet savcılarını sayısını arttırarak partiye sadık savcıların sayısını artırmaktı. Sonuç, yüksek mahkemeler dışında, yargı ve adalet mekanizması giderek AK partinin tonunda etkisi altında hareket etmeye başladı.
Bir örnek devlet başkanına hakaret fiilini cezalandıran yasanın kullanılmaya başlanmasıdır. Türkiye ceza kanununa 1926 konulmuş ancak o tarihten buyana Erdoğan Ağustos 2014 te seçilene kadar çok nadiren uygulanmıştır. Muhalefet milletvekilleri cumhuriyet savcılarının Cumhurbaşkanı’na hakaretten 1500’den fazla kişi hakkında soruşturma açıldığını ifade etmektedirler. Cumhurbaşkanına hakaret suçu ceza kanununda 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. 2015 yılının ilk on ayında aralarında gazetecilerin, karikatüristlerin hatta gençlerinde bulunduğu yaklaşık 100 kişi bu suçtan dolayı gözaltına alındı. İzmir’de bir kadın Erdoğan’a yönelik yaptığı el hareketi nedeniyle 11 ay hapis cezası cezası ile çarptırıldı.
Farklı türden göze çarpan bir durumda 59 yaşındaki dilbilimci ve yazar Sevan Nişanyan isminde bir beyefendinin durumudur. Nişanyan, Türkiye’nin Ege kıyıları yakın ında yarı terkedilmiş bir köyün daha yaygın turizme elverişli hale getirilmesi için bölgede yaptığı binalar ve restorasyon çalışmalarıyla tanınıyor. Kaçak yapılaşmanın son derece yaygın olduğu hatta Erdoğan’ın yeni cumhurbaşkanlığı sarayının imar yasalarını ihlal ediyor olduğu bir ülkede, Nişanyan bina restorasyonlarında yaptığı küçük ihlaller nedeniyle Ocak 2014’ten beri ceza evinde yatmakta ve toplam 16 yıl hapis cezasına çarptırılmış bulunmaktadır. Nişanyan, Ermeni kökenli olmasının yanı sıra açık sözlü, ateist ve AK parti eleştirmeni olarak tanınmaktadır.
Partinin ideolojik eğiliminin olduğu bir diğer alan ise eğitimdir.
İstanbul Belediye Başkanı iken her bir devlet okulunun imam hatip olmasını istemiştir. Bu okullar lise seviyesinde olup dini eğitim vermektedir.
Bu okullar ilk olarak 1950’li yıllarda açıldığında, camilere imam yetiştirme amacını gütmekteydi.
AK parti hükümet olunca, bu okulların öğrencileri Türkiye’deki öğrencilerin %2’lik bir kısmını oluşturmaktaydı.
Bir seri reformların ardından, bu oran beş kat artış göstererek bir milyon öğrenci kapasitesine ulaşmıştır.
Yaklaşık 1,500 dini nitelikte olmayan okullar imam hatiplere çevrilmiştir.
Erdoğan’ın oğlu tarafından işletilen vakıf sayesinde, bu okullar sıradan okullardan daha iyi donanıma sahip olmuşlardır.
Bazı ailelerin ise başka alternatifleri bulunmamaktadır.
Çenenizi kapalı tutun
Ak partinin kamusal alandaki en göze çarpan ürpertici ilhakının örneği Türkiye’nin medyası.
Özel kanal sahiplerine yapılan baskı ve aşağılama ve terörist propaganda yayılması ile parti birkaç basın kuruluşu haricinde neredeyse tüm medyayı kontrol altında tutmaktadır.
Sınır Tanımayan Gazetecilerden Erol Önderoğlu böyle bir durumu hayatının hiçbir döneminde hatırlamadığını söylemektedir.
Son beş yıl içerisinde yüzlerce gazeteci ya işten atıldı ya da tutuklandı ve hala bu yönde daha çok beklenti var.
Geçen aylarda, basın özgürlüğüne karşı yapılan saldırılar sadece bir tehdit ve mesnetsiz adli takibat olarak kalmamış düpedüz şiddete dönüşmüştür.
Eylül ayında, bir grup insan, Erdoğan’ın editörünü ulusal televizyonda eleştirdikten sonra bağımsız kalan birkaç gazeteden biri olan Hürriyet’in bürosuna saldırdı.
Daha sonra AK parti üyesi oldukları öğrenilen saldırganlar, Ahmet Hakan’ı İstanbul’daki evinin önünde burnu ve kaburgalarını kırarak darp ettiler.
Aralık ayında, Hakan, programına katılan bir kişinin PKK’yı terörist örgüt olarak reddetmenin bir hata olduğunu söylemesinden dolayı terörizm propagandası yaptığı iddiası ile soruşturma tehdidi ile karşılaştı.
Devletin müdahalesinin dramatik olarak yaşandığı bir diğer olay ise Koza İpek Holding’e hükümet tarafından çökülmesi olmuştur.
Koza İpek’e ait bir televizyon kanalı, güvenlik birimlerinin İstanbul’daki merkezine yaptıkları baskını canlı olarak yayınlamıştır.
Bugüne kadar Koza İpek çalışanı 74 kişi işinden olmuştur. Elkoymadan sonra grubun amiral gemisi olan gazetesinin üst kısmında Erdoğan’ın büyük bir resmi yeralmaya bailadı.
RTÜK’ün muhalif üyeleri TRT’nin seçim zamanında AK partiye diğer partilere nazaran daha çok yer verdiğini rakamlarla açıklamışlardır.
Mr Erdogan personally got 29 hours of coverage in the first 25 days of October and the AK party 30 hours. By contrast, the Peoples’ Democratic party, or HDP, was given a grand total of just 18 minutes on air. Even so, it attracted 5.1m votes.
Ekim ayının ilk 25 günü Erdoğan 29 saat, AK parti 30 saat. Buna karşılık, CHP ya da HDP 18 dakika yer aldı. Bu durum 5.1 milyon oya etki etti.
Türkiye’nin özel kanalları ise biraz daha iyi durumdadır.
2013 yılında Türkiye’nin en büyük sokak protestosu İstanbul’da yaşanmış, ülkenin en önemli haber kanalı CNN Türk ise penguenler hakkında bir program yayınlamıştır.
İstanbul’daki bir medya uzmanına göre, Koza İpek’in ele geçirilmesinden sonra toplam 40 televizyon kanalından AK partiyi eleştiren sadece 3 kanal kaldı.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye’nin durumunu dünya özgürlük indeksinde 180 ülke içerisinde Rusya’nın sadece 3 basamak yukarısında 149. Olarak sıralamışlardır. Türkiye 2005 yılında ise 51 basamak daha yukarıdaydı.
Türkiye’nin her geçen gün daha fazla kuşatılan liberalleri AK Partinin bu hale gelmesindeki dönüm noktasının ne zamana tekabül ettiğini tartışıyor. Bazıları bu dönüm noktasını, ordunun anlamsız ve acemice AK partinin kendi adamı Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini durdurmaya çalıştığı ve bu durumun da AK partiyi daha sert bir tutum takınmaya teşvik ettiği gerekçesiyle 2007 yılı olarak görüyor. Diğerleri 2011 yılındaki Arap Baharını dönüm noktası kabul ediyorlar. Bu düşünceye sahip olanlar, Tunus ve Mısır’da ortaya çıkan ve onlarında aynı fikirde olduğu güçlü İslamcı hareketlerin partiyi cesaretlendirmiş olabileceği görüşündeler. Bazılarına göre ise, İstanbul Gezi Parkı’na yapılması planlanan alışveriş merkezine karşı başlatılan ve polisin çok şiddetli müdahalesi sonucu tüm ülkeye yayılan protestoların olduğu 2013 Mayıs’ını dönüm noktası olarak kabul etmektedir. Son olay, AK partinin alenen desteklediği Müslüman Kardeşler hükümetinin Mısır’da bir darbeyle devrilmesi ile de çakıştı.
Eleştirmenlere göre, Erdoğan’ın Gezi parkı protestolarına verdiği öfkeli cevap, onun İslamcı rejimlerin yok edilme komplosu hakkındaki paranoyasının bir yansımasıydı. O, defalarca bu protestoların varlığı meçhul ‘faiz lobisi’nin Türk ekonomisini zayıflatmak maksadıyla yaptığı suçlamasında bulundu. Diğer AK Parti yetkilileri ise küresel Yahudi komplosunu ima etti. Gezi protestoları yaz sonu itibarıyla son buldu ancak eylemciler hakkındaki adli takibat devam etti. Geçen yıl Ekim ayında protestolara katılan 244 kişi 14 ’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Bunların içerisinde Cami kirletmekle suçlanan 4 tane de Doktor vardı. Mahkeme, doktorların yaralı insanların tedavisi için Caminin imamı tarafından davet edildiklerini görmezden geldi.
Hem AK Parti hem de Erdoğan’ın tutumlarının dönüşü olmayacak şekilde değişme zamanı için en yaygın bir şekilde zikredilen zaman, mali polisin yolsuzluk çetesi iddiasıyla aralarında işadamları, devlet görevlileri ve AK Partili bakanların oğullarının da bulunduğu 47 kişinin gözaltına alındığı Aralık 2013’tür. Kendisinin doğru olduğunu reddettiği, ancak açıkça onunla yapıldığı görülen konuşma kayıtları da dahil olmak üzere utanç verici kişisel konuşma kayıtları kısa sürede internette yayımlandı. Ortaya akraba kayırma, nüfuz ticareti, partice kayırılan kimselere verilen ve çoğu karlı inşaat ihalelerine ilişkin bir tablo çıktı. Düzinelerce devlet görevlisi istifaya zorlandı.
Tutuklamalara gerekçe bulmak zor değildi. Birkaç yıldır AK Parti ve Fethullah Gülen tarafından kurulan dini ve milliyetçi bir hareket olan Hizmet arasındaki rahatsızlık mayalanmaya başlamıştı. Gülen ılımlı vaazlar veren, Sufizimden esinlenen, İslamın halka hizmet odaklı formunu benimsemiş karizmatik bir dini liderdir. Gülen 1990’lardan beri ABD’de iradi bir sürgün hayatı yaşamaktadır. Ancak, on yıllardır Türkiye’de oluşturduğu etkisi hala güçlüdür.
Hizmet, AK Partinin ilk yıllarında güçlü bir müttefikti. Medyası İslamcı gayeyi destekledi, üniversitelerinde mezun olanlar AK Parti için beyaz yakalı yetenekli kimselerden müteşekkil yararlı bir havuz sağladı. Hareket, özellikle polis ve yargı olmak üzere, Türkiye’nin yönetimi içerisinde takipçilere sahip. Ak Parti’nin 2002 seçim zaferinden sonra Türkiye’nin derin devletinin sökülüp atılmasında ve özellikle askeri görevlilere yönelik soruşturmalarda anahtar rol oynadı. Ak partinin seküler rakiplerinin itbarına zarar veren kayıtların sızması da Hizmetle ilişkilendirildi.
Gülencileri, AK Partinin kirli çamaşırlarını açığa çıkarmaya, Erdoğan’ın 2013 sonunda Gülen bağlantılı yüzlerce okulu kapatma kararı teşvik etmiş olabilir. Nedeni ne olursa olsun, Ak Partinin tepkisi, Hizmeti destekleyenlere ve sempati duyanlara karşı bir cadı avına dönüşecek kadar vahşice olmuştur. Ocak 2014’ten beri 6000 polis grupla bağlantılı olduğu şüphesiyle tayin edildi ya da meslekten atıldı. Tutuklama dalgaları diğerlerinin yanında gazetecileri, avukatları ve akademisyenleri hedefledi.
İç düşman
Aralık 2014 yılında, 74 yaşındaki Gülen, resmen bir “paralel devlet” oluşturmaya kararlı bir terör örgütünün lideri olduğu deklare edildi. Bu durum savcıların, gazete editörleri dedahil olmak üzere bağlantılı kişilerin terör suçuyla suçlamasına sebebiyet verdi. Hükümet ayrıca Gülencilerin yardımıyla mahkumiyet kararı verdirdiği davaları da tam tersine çevirdi. Tutuklu subayların neredeyse tamamı serbest bırakıldı.
Gülenci sızma teşebbüslerinin bazıları belki gerekçelendirilebirdi. Yine de AK Partiyi destekleyen çekirdek grup dışındaki Türklerin çoğu iktidar partisi hakkındaki yolsuzluk iddialarının göz ardı edilemez olduğu kanaatini taşıyorlar. Çoğu insana göre, Erdoğan’ın bu “iç düşmana” karşı şiddetli zulmü, AK Partinin kendisinin devleti ele geçirme planıyla alakalı dikkatleri başka yöne çevirme aracıdır. Sınır Tanımayan Gazeteciler’den Onderoglu’na göre Onlar (AK Parti) sadece var olanı ezmiyor. “Onlar yeni bir medya, yeni bir sivil toplum ve yeni bir derin devlet inşa ediyorlar.”
grihat