Türkiye bir seçim dönemini daha geride bıraktı. Aylarca yapılan anket sonuçlarının aksine türkiye’de hiç kimsenin, hatta kendi yöneticilerinin dahi beklemediği bir şekilde yüksek bir oy oranı ile AKP tek başına iktidar olmayı başardı.

İşleyen bir demokrasi ve güvenilir bir hukuk sistemine sahip olan bir ülkede %49 oy oranı ile iktidarı elde eden bir partiyi seçim zaferinden dolayı tebrik etmek isterdim.
Fakat Türkiye’de böyle bir şey bahis mevzu değil.
Değil çünkü:
Demokrasinin kırıntısı olan bir ülkede bir cumhurbaşkanı şahsi ihtirasları için anayasal yetkilerinin dışına çıkmaz.
Seçim sonuçları beğenilmediğinden koalisyon görüşmeleri çıkmaza sokulup, tekrar seçim için dayatılmaz.
Böyle bir ülkede medyanın büyük bölümü siyasi iktidarın 7/24 propaganda aracı haline gelmez.
Bir başbakan ülke tarihinin en kanlı bombalı eyleminin akabinde yaptırdığı anket araştırmalarında yükselen oy oranlarından dolayı memnuniyetini sergilemez.
Bombalı eylemin faillerini işaret ederken IŞİD, PKK ve Cemaat ortaklığı “kokteyl terörü” gibi akla ziyan açıklamalar içinde bulunmaz.
Birkaç puanlık oy artışı için büyük zahmetlerle yürütüldüğü iddia edilen çözüm süreci buzdolabına konulup çıkarılmaz.
Öyle bir ülkede bir cumurbaşkanı meydan meydan gezip ülke insanını kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı söylemlerde bulunmaz.
Böyle bir ülkede hırsızları suç üstü yakalayan polislere kumpas düzenlenerek hapse atılmaz.
Yazdığı yazıdan ve yaptığı haberden dolayı gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanmaz.
Bir siyasi parti tarafından muhalif görüldüğü için bir medya grubuna baskın düzenlenmez, kayyum kılıfı ile gasp edilmez.
Böyle bir ülkede düzenlenen seçimlerde oy hırsızlıkları ve sandık hileleri gündem olmaz.
Demokrasinin kırıntısı olan bir ülkede muhalefet partileri farklılıklarının üstesinden gelip, ülke menfaati için ortak noktalarda buluşma çabasında olur, her konu hakkında “hayır”cı olmaz.
Böyle bir ülkede hiçbir siyasi parti silahlı terör örgütü güdümünde hareket etmez.
Balkon konuşmasında “herkesi kucaklama” mesajları verildiği günün ertesinde 18 ilde kumpas operasyonları düzenlenip bürokratların ve kamu görevlileri gözaltına alınmaz, kayyum ile gasp edilen bir medya kuruluşunun bütün çalışanları sokağa atılmaz, bir dergi yaptığı haberden dolayı baskına uğramaz.
Böyle bir ülkede dindar olduklarını iddia eden insanlar cuma hutbesinde zulümün ne kadar yanlış olduğunu dinlerken, aynı vakitlerde Türkiye’nin en başarılı kolejleri, kreşleri gülünç nedenlerle özel kuvvetler eşliğinde baskına uğramasına sessiz ve kayıtsız kalmaz.
Fakat yazının başında da belirttiğim gibi Türkiye için böyle bir şey bahis mevzu değil.
Bu nedenle;
Tez zamanda gerçek anlamda işleyen bir demokrasi ile huzur ve barış dolu günlere kavuşması temennisiyle Türkiye’ye geçmiş olsun diyorum.