Bir yandan terör olaylarının diğer yandan Suriye gerginliği altında yaşadığımız şu sıkıntılı süreç içerisinde gözlerden kaçan ama Türkiye’yi kasıp kavuracağa benzeyen çok büyük bir ekonomik kriz kapımızdan içeriye girdi. Ancak gerek hükümetin Suriye takıntısı gerekse Saray’ın Başkanlık gündemi bu tehlikeye karşı her hangi bir önlem alınmadığını da gösteriyor.

AKP’nin 14 yıla yakın devam eden iktidarının en önemli sebebi tartışmasız ekonomik alanda yaşanan gelişmeler olmuştur. 2001 krizinden çıkmaya çalışan Halk, yeni yapılanmaya giden Siyasal İslamcıların önderliğinde bir koalisyon partisi olan AKP’yi seçtikten sonra hızlı bir toparlanma ile günümüze kadar geldi.

2009 yılında dünyada yaşanan ekonomik kriz alınan tedbirler sayesinde ucuz atlatılmıştı. Ancak bu yıllardan itibaren özellikle İran’a uygulanan ekonomik ambargoyu delmek için yapılan gayri resmi ticaretler de hız kazandı. İran’ın kara parası ülkemizde aklanırken ekonomi içerisinde sahte bir cennet oluşturmuştu. Aynı zaman da siyasi ve ekonomik alanda başlayan büyük bir kirlenmede günümüze kadar devam eden kayıt dışı ekonomimin başlıca kaynağını oluşturdu.

17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında da ortaya çıkan bu kirli para ilişkileri önce İran’da Ahmedinnejat iktidarının değişmesi ve ardından İran’a yapılan tüm ekonomik yaptırımların kaldırılması ile Türkiye ekonomisi büyük bir boşluğa düştü. Suudi ve Katar’la öncesinde kurulan ilişkiler sayesinde ekonominin her sıkışmasında bu ülkelerden kayıt dışı hatırı sayılır miktarda para girişi oldu ve girmeye de devam ediyor.

Ancak bu sahte cennetin illüzyonu bitmek üzere. Başta Rusya ile yaşanan kriz, ihracatı ve turizm sektörünü baltalamış halde. Çin’den başlayan kriz ise dalgalar halinde ülke ekonomilerini vururken bizi pas geçeceğini sakın düşünmeyin. Bunların haricinde düşen petrol fiyatları çok güvendikleri körfez ülkelerini dar boğaza itmiş durumda.

Her ay açıklanan ihracat rakamları %10 dan fazla düşmeye devam ediyor. Uzmanlar bir aylık ihracat rakamının bile %10 düşmesini çöküş olarak nitelendirirken bizde son bir kaç aydır sürekli %10’un üzerinde geriliyor. Firmalar ard arda kapanıyor bazıları iflas erteleme için mahkemelere başvuruyor. Satılığa çıkmış binlerce otel var ve vatandaş ise her ay katlanan kredi ve kredi kartı borçları yüzünden diken üstünde yaşıyor. Ekonomik istikrarın başlıca göstergesi olan Tüketici güven endeksi son yılların en düşük rakamına gelmiş durumda.

Bütün ekonomik göstergelerin tehlike çanları çaldığı bu dönemde ise günü birlik politika bile üretilmeden bohçanın her tarafı yamanmaya çalışılıyor. Bugün çıkan bir haberde işsizlik fonunda biriken 25 milyarlık rakam bu açıklarda kullanılmış. Buna benzer pek çok fonunda bu şekilde kullanıldığı tahmin ediliyor. Şu an ekonomiyi ayakta tutan tek gerçek ise körfez ülkelerinden neyin karşılığında girdiği bilinmeyen kayıt dışı para oluşturuyor.

Siyaset sahnesine baktığımızda ise orada da yine ayrı bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu görüyoruz. Davutoğlu bir yandan yeni lider olma rolünde hamleleri ile meşgulken Saray ise Başkanlık sistemi için meydanlara inip mitingler yapma hesabını yapıyor. Parti içi siyasi çekişmeler ayyuka çıkmış durumda farklı gruplar hizipçilik yapmakta ve parti içinde söz sahibi olma derdinde. Öte yandan Suriye bataklığına girmeye zorlanan bir Hükümet ve Ordu var.

Yaşanan terör olayları yüzünden her gün şehit haberleri aldığımız bugünlerde ne hikmetse tüm muktedirler ayrı ayrı kendi ikballerinin derdine düşmüş durumda. Bir Cengiz’leri için koskoca Artvin’i bile gözden çıkartmış olanların da girdiğimiz ekonomik kriz için vatandaşın derdini düşündüğünü sanmıyorum.

Ne evlerin ocaklarına  düşen şehit ateşleri ne her geçen gün korkunç rakamlarla artan işsizlik rakamları nede küçük esnafın ağıtlarını görmezden gelen  hiç bir politika üretemeyen ve ne yaptıklarını kendilerinin bile bilmediğini tahmin ettiğim iktidar yüzünden maalesef ülke kusursuz bir fırtınaya doğru ilerliyor.

Belki de bu da bir İlahi adalettir kim bilir…