Orta okuldayım.

Hafta sonları abilere ders çalışma ve dinimizi öğrenmek için gidiyoruz.

Aylardan Ekim yada Kasım.

Hava kapalı ve yağmurlu.

Abiler Gazete obone kampanyasından bahsettiler bizlere.

Zaman Gazetesi o zamanlar Kütübü Sitte hadis ansiklopedisini veriyordu.

Arkadaşlarla ikişerli guruplar olduk ve abone bulmak için yer paylaşımı yaptık.

Ben o zamanlar amcamın yanında kunduracıda çalışıyordum. Bu nedenle Gazintep’te Saray Pasajı’nı iyi biliyordum.

Abiye Saray Pasajı ve çevresine gidebilirim dedim. Abim tamam dedi ve arkadaşımla abone bulmak için yola çıktık.

Abdullah abi bize otobüs bileti parası verdi ve yolladı.

Bir şemsiye var yanımızda, arkadaşımla beraber altında ıslanmamaya çalışıyorduk. Ama kendimizden çok abone koçanları ve abone bulurken insanlara göstermek için yanımıza aldığımız Kütübü Sitte hadis ansiklopedisinin bir cildini ıslatmamaya çalışıyorduk.

Pasaja vardık.

Arkadaşımda bende biraz çekiniyorduk dükkanlara girmeye.

Bazen bir dükkanın önünden geçerken içeri bakıyorduk ve içerde bulunan kişi biraz bize sıcak gelince girmek için duraklıyorduk. Ama çoğu zaman cesaret edip içeri giremiyor ve önlerinden geçiyorduk.

Bir kaç böyle tereddütten sonra, cesaretimiz toparlayıp bir dükkana girmiştim.

Çocuk masumiyetiyle selam verdikten sonra, “biz Zaman Gazetesi’nden geldik, gazetemiz hadis ansiklopesi veriyor, abone olmak ister misiniz?” diye sorumuştum içerideki kişiye.

Önce bir şaşırdı dükkandaki kişi, sonra soruyu tekrarlattı. Tekrar aynı soruyu sorup abone olmak isteyip istemediğini sordum.

“Hayır” dedi ve dışarı çıktık.

Bir, iki, üç …..kaç dükkkana girdik hatırlamıyorum ama hepsinden hayır cevabını alıp çıkıyorduk.

Üçüncü katta bir dükkana girdik.

Aynı soruyu yine sorduk.

“Abi biz zaman Gazetesinden geliyoruz, gazetemiz….” daha soruyu bitiremeden, karşımdaki şahıs başladı yüksek sesle konuşmaya.

Önce güzelce bir hakaretler etti.

“Sizler piyonsunuz, sizi kullanıyorlar, çocuk yaşta gazete abonesi aramak size mi kaldı?”

Sonra küfür ve hakaretler.

İnanılmaz ter basmıştı beni.

Yüzüm ne hale gelmiştir Allah bilir.

Kaç dakika bize hakaret etti bilemiyorum.

Dışarı çıktık arkadaşımla.

Birbirimizin yüzüne bakacak halimiz kalmamıştı.

Adeta göz göze gelsek ağlayacak haldeydik ikimizde.

Merdivenlerden aşağı indik ve pasajın dışına çıktık.

Tam dışarı çıktık öğlen ezanı okunmaya başladı. Arkadaşıma sadece,” haydi namaza gidelim” diyebildim.

Hüseyin Paşa camiisi vardır Gaziantep merkezde, Saray Pasajına yakındır.

Camiye gittik, ikimizinde abdesti vardı.

Namazı kıldık, ama hala kulaklarımda bize edilen küfürler ve hakaretler vardı.

Bir ara gözlerimin yaşardı ve ağlamaya başladım.

Farz bitti.

Son sünneti kıldık yine ağlamaklı.

Camiden çıkışta ayakkabılarımızı giyiyorduk. Cemaatten dışarı çıkanlar elimizdeki kitabı gördüler.

Ve içlerinden biri sordu, “gençler bu kitap nedir/” diye.

“Abi bu hadis ansiklopedisi, Zaman Gazetesi’ne abonelik karşılığında veriyoruz” dedik.

Abinin biri eline kitabı aldı inceledi.

“Çok güzelmiş” dedi.

Sonra bize, yakında tuhafiye dükkanı olduğunu ve oraya beraber gidersek , hem birer çay ikram etmek istediğini, hemde abone olmak istediğini söyledi.

O abi ile konuşurken cemaatten başka kişilerde etrafımıza toplanmış ve cami avlusunda 3 abone yapmıştık.

İnanılmaz sevinçliydik.

Havalara uçuyorduk adeta.

Abinin dükkanına gittik, birer çay içtikten sonra abi, hem babasının evine, hemde kendi evine birer abone oldu.

Tam beş abone bulmuştuk.

Hemde bir abiyle tanışmıştık. Sonra o abiyle samimi olduk ve abimizin evine davet etmiştik.

Beraber çay içmiş, ne yaptığımızı anlatmıştık.

Hala görüşüyorum Mustafa abiyle.

Hala aynı dükkanında, aynı işini yapıyor.

Evet

Zaman Gazetesi sade bir gazete değildir bu cemaat için.

O aynı zamanda insanlara ulaşma adına bir vasıtaydı.

Gazete abonesi olunca, evine gelen dergiyi okuyarak namaza başladığını anlatan insanlarla karşılaştım yıllar içinde.

Zaman Gazetesi hayatımızın bir parçasıydı.

Her sabah köşe yazılarını okumak için can attığımız.

Bosna savaşında siyah logo ile İmam Hatipte dağıtıp, Bosna’ya yardım için sattığımız bir yardım aracımızdı.

99 yılında kaset furyasıyla cemaate saldıranlara karşı, sabahın köründe sırtımıza aldığımız çantalara doldurup, evlerin önlerine koyduğumuz kendimizi anlatma aracımızdı.

Kahvehanelere, kıraathanelere, otobüslere bırakıp, acaba biri alıp okurmu ve doğrulara ulaşırmı dediğimiz mesajcımızdı.

Abone kampanyalarında, yeni yeni insanlara ulaştığımız bir vasıtaydı.

Eskimiş sayılarını, hizmet evlerinde suya dayanıklı diye kullandığımız soframızdı  Zaman Gazetesi.

Zaman Gazetesi hayatımızın olmazsa olmazıydı.

Zaman Gazetesi sadece bir gazete değildi bizim için.

İşte bundandır ki;

Haramice el konulurken sahip çıkma adına gazetemizi yanlız bırakmadık.

Bundandır ki;

Sadece demokratik tepkimizi verdik diye, TOMA’lardan sıkılan suya, acımasızca atılan gaz bombalarına karşı duruşumuzu bozmadan destek verdik.

Zaman gazetesi, bir bina değildir.

Zaman Gazetesi, bir kağıt parçası değildir.

Zaman Gazetesi, el konulduğunda bitecek bir hadise de değildir.

Zaman Gazetesi’nin binasına el koyabilirsiniz.

Ama, Zaman Gazetesi’nin arkasındaki ruha el koyamazsınız beyhude uğraşmayın.

Zaman Gazetesi’nin sitesini kapatabilirsiniz.

Ama, Zaman Gazetesi’yle hakikate gözleri, kalpleri açılmışların kalp kapılarını kapamazsınız.

Zaman Gazetesi’ni kendinize benzetip paçavraya çevirebiliriniz.

Ama, bizim Zaman Gazetemizin ruhunu ve temsil ettiği misyona zerre dokunamazsınız.

Zaman Gazetesi’nin temsil ettiği ruh hep bizimle olacak.

İsmi değişsede, ruhu hep aynıdır ve bizimledir ve bizimdir.

Zamanın sahibi olan Allah’a havale ederek zalimleri, bugün Yarına Bakış deriz, başka bir gün başka bir isim veririz yolumuza o ruhla devam ederiz.

Kağıttan ruhlar kağıdı ele geçirince ruhu yok ettiğini zannede dursun.

Biz ruhumuzu, ismi başka olan ama ruhu aynı olan kağıtlara döker yine yolumuza devam ederiz.

Zamanı saman görenler Zamanı yiye dursun.

Biz işimizi yaparız, herkesin içi rahat olsun.

Durmak yok, hizmete devam.

Durmak yok, mücadeleye devam.